Perşembe, Şubat 26, 2009


KUM GÜLÜ

Selma Fındıklı

Yazarın Gümüşlü Martı'sını okuyup beğenmiş ve ikinci bir kitabını okumaya karar vermiştim. Nedendir bilmem, Kum Gülü'nü seçtim ama Gümüşlü Martı kadar başarılı bulamadım bu kitabı. Yazar, iki kitabında da ortak malzemeler kullanmış aslında: Zaman olarak uzun geçmiş zaman, ayrı dinden ayrı kültürden insanların birlikteliği ve aşk.

İki aile... II. Abdülhamid'e karşı çıkan bir zabit, İstanbul'dan Miralay Cemil Şekib Bey ve ailesi, bir diğeri Urfa eşrafından Kazzaz Mihman Ağa ve oğlu Memduh. Bu iki ailenin yolu Miralay Cemil Şekib Bey'in İstanbul'dan sürgün edilmesiyle sıcak Urfa topraklarında birleşir. İki aile karşılıklı oturmalarına rağmen görüşmezler hiç, çünkü "gâvur zabit" adı konmuştur Cemil Şekib Bey'e.

Bir gün, bir kapı aralığında görür Memduh, Miralay'ın büyük kızı Süreyya'yı. Onu ikinci görüşü yıllar sonra İstanbul'da olacaktır.
Memduh, öldü bildiği annesinin aslında ölmediğini ve Süryânî olduğunu öğrenir. Çok yakınında bulur uzaklarda düşlediği annesini. Ve kitaba adını veren Kum Gülü de Kazzaz Mihman Ağa'nın sevdiği Süryânî kızına yani Memduh'un annesine verdiği küçük bir hediyedir, "sevda tılsımı".

"Çöllerde pek az bulunan alçı taşına pirinç büyüklüğünde billur taneciklerin yapışmasıyla kendiliğinden oluşan doğa süsü..." buydu Kum Gülü, babasının ölümüyle İstanbul'a dönen ve muallimeliğe başlayan, Memduh'un yıllar sonra onu bulmasıyla birbirlerine âşık olan, devamında evlenen güzel Süreyya'nın elinde tuttuğu...

Kısa sürede okunan, hoş bir kitaptı. Müthişti, beni başka dünyalara götürdü diyemem, ama zaten her kitapta da bu duyguyu aramak yanlış olurdu. Arada kolay okunabilen, yorucu olmayan kitaplar okumanın da faydası var, zihni rahatlatmak adına.

Remzi Kitabevi, basım yılı 2004, 144 syf.

Çarşamba, Şubat 25, 2009

ESKİCİ ve OĞULLARI

Orhan Kemal

Türk edebiyatında gerçekçilik akımının önde gelen isimlerinden Orhan Kemal'in okuduğum ilk kitabı. Okumada önceliği Türk edebiyatına veren bir okur olarak sanırım biraz geç kalmışım yazarla tanışmaya. Geç olsun, güç olmasın dedim ve yazarın kitapları arasından Eskici ve Oğulları'nı seçtim. Kitabı bir ay kadar önce okudum, bakalım kitap hakkında neler düşünmüşüm:

Eskici ve Oğulları, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından gelen sanayileşmeyle birlikte köyden kente göçen, eskicilik yaparak ve ayakkabı tamir ederek güç bela ailesini geçindirmeye çalışan bir baba ve oğullarının ekonomik koşullarla paralel giden ilişkilerinin dramıdır. Baba karakteri Trablus'da savaşırken bir bacağını yitirmiş ve namı Topal Eskici olmuştur.

Topal Eskici'nin evli ve çocuklu büyük oğlu, babasının yanında kanı deli akan asi kardeşiyle birlikte çalışmaktadır. Babası artık değerini kaybetmeye başlayan eskicilik mesleğini, isyanlar ve küfürlerle sürdürürken bir yandan da büyük oğlunun ve ailesinin kendisine yük olduğunu söylemeye başlar. Bu duruma sinirlenen küçük oğul babasına isyan bayrağını çeker. Büyük oğul ailesiyle birlikte Çukurova'ya kütlü* toplamaya gitmeyi ve kazanacağı paralarla kendisine küçük bir iş kurmayı düşünür. Küçük oğul da abisinin fikrine sıcak bakar ve onunla gitmeye karar verir. Ama işin zor kısmı bunu babalarına ve annelerine kabul ettirebilmektir. Babaları ve anneleri konu komşunun diline düşmekten korksalar da büyük oğlanın aklına güvenirler ve eşyaları toplayıp kızlarını da yanlarına alarak büyük oğulun ailesi ve küçük oğulla birlikte Çukurova'ya kütlü toplamaya giderler. Ama işler planladıkları gibi gitmez. Çukurova'nın sıcağı, sinekler ve sıtma aileyi yatağa düşürür.

Topal Eskici karısını, kızını ve damat namzedini yanına alarak evine geri döner. Ama aklı hala oğullarındadır. Oğullar eve döndüğünde hastalık ve açlıktan tanınmayacak hale gelmişlerdir. Topal Eskici varını yoğunu oğullarını iyileştirmek için kullanır. Artık beş parasızdır ama oğulları yanındadır ve güneş doğmaya devam etmektedir...
Çukurova, onlara bir damat ve bir gelin kazandırmıştır: Ünal ve Zeynep... İkisi de dokuma fabrikasında iş bulur. Yani henüz her şey bitmemiştir...

Ekonomik koşulların aile bağlarını nasıl zorladığını ama aynı aile bağlarının bir araya gelip nasıl güçlendiğini, açlık, sefalet ve hastalığın umut ve çabayla nasıl yenildiğini gerçekçi ve yalın bir anlatımla okura sunmuş yazar.

Kitapla ilgili bazı detaylar:
* kütlü: Pamuğun çırçırdan geçmeden önceki çekirdekli hali.
* Kitap, 1990 yılında sinemaya aktarılmış, yönetmen Şahin Gök, oyuncular Fikret Hakan, Kadir İnanır ve Levent İnanır...
* Kitabın iki yerinde geçen bir detay: Topal Eskici'nin karısı namaz kılıyor ama kılarken ellerini göbeğinin üzerinde birleştiriyor. Bir yerde olsa belki baskı hatası denir ama iki yerde aynı ifade oluşu bana tuhaf geldi. Yazar bunu bilerek mi yapmış yoksa bilgi eksikliği mi var anlamadım. Ama namaz kılsın kılmasın her Müslüman bunu bilir değil mi, erkekler ellerini göbek üzerine, kadınlar göğüs üzerine koyar. Kitabın negatif izlenim bırakan özelliklerinden sadece biri benim için.

Ama yazarı seveyim sevmeyeyim özellikle Türk edebiyatında önemli bir isimse en az bir kitabını okuyup yazar hakkında ufak da olsa bir bilgiye sahip olmak gerektiğini düşünüyorum. Bu görevimi ifa ettim :-)


Everest Yayınları, basım yılı 2008 ( ilk basım 1962, Ak Kitabevi), 23. Basım, 378 syf.

Cuma, Şubat 20, 2009


DİZİ SORUNSALI :-)

Monk, Prison Break derken şimdi de Heroes izlemeye başladım. 2. sezonun sonuna yaklaştım. Gayet sürükleyici bir diziymiş ama her ne kadar 4. sezonuyla kafaları iyice karıştırsa da favorim Prison Break. Esaretin Bedeli'ni de defalarca izlemiş biri olarak söyleyebilirim ki hapishane filmlerini daha heyecanlı buluyorum.


Şu meşhur Lost'a gelince birkaç bölüm izledim ama bir türlü sevemedim. Yabancı dizileri sevip de Lost izlemeyen sayılı kişilerdenim galiba. Çünkü kime sorsam Lost'u izliyor. Heroes'dan sonra hangi diziyle devam etsem acaba? Nip/Tuck tarzım değil, The Big Bang Theory fazla bilimsel, Rome sıkar beni, Battlestar Galactica hiç uymaz, belki House M.D. ya da Chuck... Aslında komedi dizisi arıyorum, tavsiyesi olan?...


Pazartesi, Şubat 16, 2009


KİTAPÇI DÜKKANI

Esmahan Aykol

Polisiye türünü seviyorum gerek edebiyatta gerek sinemada. Edebiyatta A.Christie'nin başını çektiği (benim için) bu türde Türk edebiyatında Erhan Bener ve Piraye Şengel ile tanıştım, Esmahan Aykol da okuduklarım arasına bu kitabıyla dahil oldu.

Esmahan Aykol, "Kati Hirşel Polisiyesi" adını verdiği serisine "Kitapçı Dükkanı"yla açılış yapmış. Serinin diğer kitapları "Kelepir Ev" ve "Şüpheli Bir Ölüm". Serinin diğer kitaplarını okur muyum bilmiyorum çünkü aradığım, sevdiğim polisiye tadını yazarın kaleminde pek bulamadım.

Gelelim kitabın konusuna: Kitabın baş kişisi Kati Hirşel, yıllar önce İstanbul'a yerleşmiş ve ülkemizi fazlasıyla benimsemiş bir Alman'dır. Kati, Kuledibi'nde sadece polisiye kitaplar satan bir kitabevinin de sahibesidir.
Bir gün, Kati'nin ünlü bir oyuncu olan çocukluk arkadaşı Petra, film çekimi için İstanbul'a gelince iki eski arkadaş görüşmeye başlar. Lakin çekilmesi planlanan filmin yönetmeni Kurt Müller, otel odasının küvetinde ölü olarak bulunur. İyi bir polisiye okuru olan Kati de içindeki dedektif ruhuyla cinayeti çözmeye çalışır. Bu arada cinayeti soruşturan komiser Batuhan'la da kısa süreli bir yakınlaşma içinde bulur kendini. Ama Kati, yoluna yalnız devam eder. Öldürülen yönetmenin geçmişiyle ilgili öğrendikleri -ki Avrupa'da işlenmiş bir çocuk cinayetleri zinciridir bahsolunan- olaya noktayı koymasında yardımcı olacaktır ve Kati, vicdanî muhasebede karar kılacaktır...

Yazarın dili samimi. Kati Hirşel karakteri Türkiye'ye iyi adapte olmuş. Ama yazarın kurgu ve olayın çözüm bölümünde aynı oranda başarılı olduğunu söyleyemem.

Polisiye demişken, Ahmet Ümit okumanın zamanı geldi artık sanırım...


Merkez Kitaplar, basım yılı 2007 (ilk basım 2001, Everest), 208 syf.

Pazar, Şubat 15, 2009

Sevgili Meral beni "mim"lemiş. Mim oyununu pek sevmesem de konu kitap olduğu için kabul ediyorum. Aklına geldiğim için de kendisine ayrıca teşekkür ediyorum.


1- Yakınınızda bulunan ilk kitabı alın.
2- 161. sayfayı açın.
3- 5. cümleyi okuyun.
4- Blog sayfasına yazın.
5- En güzel cümle ve en güzel kitabı seçmeyin.Sadece yakınınızda olan ilk kitabı alın.
6- 5 blog arkadaşınıza yollayın.


Denilene uydum ve yakınımdaki ilk kitabı aldım. Sultana'nın Rüyası ve Padmarag, yazarı Begum Rokeya.

5. cümle: "O sırada, satın alma görevlisi içeriye girdi ve 'Afedersiniz hanımefendi! Daha fazla çalışamayacağım burada,'dedi. "...

Ben de beş arkadaşa değil ama sevgili
Serap ve sevgili Aslı 'ya atıyorum pası.

TATLI RÜYALAR

Alper Canıgüz

Tatlı Rüyalar, yeni bir yazar ve enteresan türde yazılmış yeni bir kitap benim için. Yazar kitabını psiko-absürd romantik komedi şeklinde lanse etmiş. Kitap kapağında yer alan bu ibare kitabın içeriğini de çok güzel ifade etmiş.


"Hayatımı Satıyorum!... 25 yaşında, iyi eğitimli, iki yabancı dil bilen sağlıklı genç, geri kalanını temin edebilmek amacıyla hayatının bir bölümünü satıyor."...
Bir gazetedeki satılık hayat ilanıyla başlıyor kitap. Baş karakter Hector (Şevket Hakan Tunçel'le birlikte / Hector, Türk bir anne ve Fransız bir babaya sahiptir bu arada) ilandaki numarayı arar ve ilanın sahibi Hamit'le buluşur. Hector, bir para meselesinde Hamit'ten yararlanabileceğini düşünür ve Hamit'in hayatının bir bölümünü satın alır. Hector'un kurallarına göre aynı evde yaşamaları gerekmektedir. Kitabın romantik komedi kısmına kaynak olan Nalan ise Hamit'in sekreteri olarak fazlasıyla "şıpsevdi" karakteriyle olaylar içerisinde yerini alır.

Hector, yıllar önce tarihi eser kaçakçılığı yapmış ve yakın zamanda paraları bölüşecek kişilerden parayı çalmak için Hamit'in yardımına ihtiyaç duyar ve ikili plan yapmaya başlar.

Onlar planla uğraşadursun gelelim kitabın diğer iki mühim karakterine. Kitapta olaylar birbirine bağımlı iki ayrı mekan ve iki ayrı zamanda geçmekte. Farklı zaman ve mekan arasındaki bağlantıyı kuran ise Şevket Hakan Tunçel'in rüyaları (diğer zamandaki adıyla Hector Berliöz). İkinci karakter ise öğretim üyesi Prof. Olcayto Fişek.

Şevket Hakan Tunçel, psikiyatrik manada "çoğul kişilik bozukluğu" geçiren ama bu değişimi sadece rüyalarda gerçekleşen enteresan bir kişidir ve kendisine yardımcı olması için Prof.Olcayto Fişek'i seçer. Prof. O.Fişek, bu damdan düşen seçimden pek hoşnut olmasa da karşısındaki adamdan kurtulmanın yolu olmadığını anlayınca ona yardım etmeye karar verir.

Şevket Hakan Tunçel evinde, kafasına elektrotlar yapıştırıp, üzerinde "elektropsikanaliz" adını verdiği işlemi gerçekleştirmesi için Prof. O. Fişek'in kanatları altındadır artık...
Deney gerçekleştirilir ve Ş.H.Tunçel, uyarıcı etkisiyle ikinci kişiliği Hector Berliöz'ün hayatına giriş yapar...

Şevket Hakan Tunçel karakterini ama daha çok Prof. Olcayto Fişek'i sevdim, özellikle öğrencileriyle olan diyaloglar espriliydi.

Yazar, aldığı psikoloji eğitimini kitabın içeriğine esprili bir dille yaymış. Güzel de olmuş. Keyif alarak okudum. Kitap kapağı da başarılı olmuş. Günümüz Türk yazarlarından başarılı bir isimdi.

Yazarın ikinci kitabı "Oğullar ve Rencide Ruhlar" da okuma listeme dahil edildi...

İletişim Yayınları, basım yılı 2008 (ilk basım 2000), 186 syf.

Cumartesi, Şubat 14, 2009


Sevgili Aslı ve sevgili Elif bu ödülü bana da lâyık görmüşler. Her ikisine de çok teşekkür ederek oyunun kuralını yerine getirelim bakalım.

Takip ettiğim tüm bloglar benim için anlamlı ama madem 7 kişi denmiş, o zaman:

Kalemini çok güçlü bulduğum, yazılarını okurken içimden kendisine alkışlar gönderdiğim sevgili Geveze Kalem 'e

Kitap yorumlarını çok başarılı bulduğum, uzun zamandır takip ettiğim sevgili Çikolata Çikolata 'ya

Kendisi ödül almış zaten ama hatırlamak babında çok sevgili blog arkadaşım, kalbi güzel insan sevgili Serap 'a

Bloğumun ilk ve vefalı okuyucularından, önceleri çok uzaklardan şimdi yakından seslenen sevgili
http://banadair-berrin.blogspot.com/ Berrin 'e

Bloğumdaki palyaço çizimlerinden üsttekinin çizeri olan (bu çizim bu blog için çok anlamlıdır) naif kalbiyle sevgili İlham Perisi 'ne

Bloğumun ilk okuyucularından, yine önceleri uzaklardan şimdi yakından seslenen samimiyetine inandığım güzel insan sevgili Yıldıznaf 'a

7. ödülü de alâkasız görünse de günün anlam ve önemine binaen :-) şimdi İtalya havasını soluyan ve eve dönüşüne epey bir zaman olan sevgili eşime hediye ediyorum.

Arkadaşlar, bana sayılarla gelmeyin, olur mu? Link vermek çok uzun sürüyor :-)

Aslında bu ödül, elinin altındaki klavyeyi doğru düzgün kullanan, kendine, vatanına, milletine saygısızlık etmeyen, ahlaki değerleri umursayan, tüm canlıları önemseyen iyi niyetli blog yazarlarının hepsinin hakkıdır, hepsine gitsin...

Cuma, Şubat 13, 2009


BABİL'de ÖLÜM, İSTANBUL'da AŞK

İskender Pala

Divan edebiyatı dalında profesör olmuş bir yazar: İskender Pala. Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk, yazarın okuduğum ikinci kitabı. İlk okuduğum kitabı Leyla ve Mecnun gibi bu kitap da Leyla ve Mecnun mesnevisinden yola çıkılarak yazılmış.

Kitap için edebi anlatımlı bir macera romanı diyebiliriz ama macera türünde yazılacak bir eserin okuru sıkmamak ve okurdaki heyecan duygusunu taze tutmak adına sürekleyici bir dille yazılmış olması gerek. Lakin yazar divan edebiyatının o kendine has lirik ve edebi anlatımıyla uzayıp giden cümleleriyle ve "şunun aslında şöyle olduğunu bilseydi" gibi ihtimal babında cümlelerin fazlalığıyla okurun kafasını iyice karıştırıyor.

Kurguyu çok başarılı bulduğumu söyleyemeyeceğim, belki de üzerindeki divan edebiyatı kokusunu aksiyon havasıyla örtüştüremediğimden olsa gerek. Ama yazar, lise yıllarında anlamakta zorlandığımız divan edebiyatının zenginliğini yeni bir çerçeveden görmemizi sağladığı için büyük bir alkışı da hakediyor.

Gelelim kitaba: Hilleli Mehmet Efendi mahlasıyla şair Fuzulî , Kanunî'nin Bağdat'a girdiği gün kütüphanede bazı kitapları aramaktadır. Ne ki askerler kütüphaneyi teslim almadan hemen önce kütüphaneci şair Fuzulî'ye saklaması için bir hançer verir. Hançeri Fuzulî'ye verirken:
"Aşkı bilen biri için yedi gerçek sır vardır. Ona sahip olan dünyaya hakim olur" der ve ondan hançeri korumasını ve uygunsuz adamlara teslim etmemesini ister. Fuzulî hançeri alır ve gider. Ama kısa süre sonra kütüphanecinin öldüğünü öğrenir ve hançerin peşinde birilerinin olduğunu anlar. Fuzulî, üzerinde şifreli kabartmalar olan hançeri gömer. Ardından hançer üzerinde yazılanlarla ilgili araştırmalar yapar ve şifrelerin Keldanîler, Babil Zigguratı, Babil Cemiyeti (BC), Babil Uzay Araştırmaları Merkezi (BUAM), İştar Tapınağı, Bilge Rahip Arşiya Akeldan'la ilgili olduğunu bulur.

Bu arada kendisinden önce defalarca yazılmış olan Leyla ve Mecnun mesnevisini bir de onun kaleminden okumak istediklerini söyler insanlar ve fikri cazip bulan Fuzulî mesnevisini yazmaya başlar.

Ve küçük bir çilek başlar anlatmaya,kendisini papirüs yapmak için hurma lifleri, çöl dikenleriyle aynı kazana atan kara kaşlı, kara gözlü Arap kızı Leyla'ya olan aşkını...
( Evet, kitabın kahramanı/ baş kişisi Hilleli Mehmet Efendi'nin Fuzulî mahlasıyla yazdığı Leyla ve Mecnun divanı)

Leyla'nın ellerinde şekil bulan parşömeni, divanını yazmak için Fuzulî satın alır ve döker parşömenlere Leyla ve Mecnun'un acıklı hikayesini. Günler, haftalar geçer ve Fuzulî, Kitâb-ı Leylâ ve Mecnûn'u bitirir. Fuzulî kütüphanecinin sırrına ait şifreleri de yazdığı kitabın beyitleri arasına gizler.

Ve kitap padişaha armağan olarak sunulmak üzere İstanbul'a doğru yola çıkar. Ama rahat bir yolculuk olmaz bu. İsyancı Celalîler yollarını keser ama neticede kitap İstanbul'a gelir. Nakkaşların elinde daha da güzelleşir ve Topkapı Sarayı'na getirilir. Babil Cemiyeti (BC)'nin de kitabın ahvalinden haberdardır.

Padişah, hareminden Gürcü kızı Rukâl'e gönlünü eğlendirsin diye verir kitabı ve kitap sarayda kırk yıl geçirir. Ardından Rus kızı Roksan, "gülen" anlamına gelen
değiştirilen adıyla Hürrem'i tanır.

Ve Rukâl, kitabı da yanına alarak saraydan kaçar ama aradığı kurtuluşu bulamaz...

Kitap, Ceneviz korsanlarının elinden Roma'ya kadar uzanan yolculuk sonrasında kendini Vatikan'da bulur. Vatikan'da şifreler yavaş yavaş çözülmeye başlar ve yıllar sonra kitap İstanbul'a geri döner. Burada BC üyelerinin eline geçer. Kitabın her sayfası şifreleri çözmek için defalarca incelenir. Ama kitabın yolculuğu devam eder yine. Zamanın şairlerinin, ilim adamlarının sohbetlerinde baş köşede yerini alır kitap: Nef'î, Nabî, Bakî, Nedim, Şeyh Galip, Evliya Çelebi ve Namık Kemal'e kadar... Kuzey ülkelerine ardından Halep'e kadar...

Baş karakter kitap hiç ummadığı anda Leyla'ya kavuşur, Nabî Efendi'nin yazıcısı olmuş bulur onu.

Şifreler çözülmeye devam eder aradan geçen uzun yıllar boyu. Arşiya Akeldan'ın sırrına ermek, Babil ilahlarının altın heykellerine ulaşmak için nice insanın peşinde koştuğu Kitab-ı Leyla ve Mecnun aradan geçen üç yüz elli yıl sonrasında BC üyelerine sırrını verir. Babil Kulesi'nin kalıntıları bulunur ama bu her şeyin sonu olur...

O ise Süleymaniye Kütüphanesi'nde okunmak için bekleyen unutulmuş bir kitaptır artık...

Okunması uzun zamana yayılmış bir kitaptı, biraz yordu beni açıkçası.

Yazar, bölüm başlarına beyitler yerleştirmiş, aralarda çizimler de var.
En sevdiğim beyitle noktayı koyayım:

"İşbu mânâ-yı bedîhî görünen gün gibidir
Ömür bin yıl dahi olsa yine bir gün gibidir"
Ârif

(Güneş gibi parlayan bir manayı size söyleyeyim mi?
Ömür bin yıl da olsa, bir gün kadar kısadır)


Kapı Yayınları, basım yılı 2008 (24. basım), 416 syf.

Pazartesi, Şubat 09, 2009


Bu da benim hediye kitabım...

Hediye kitaplar yavaş yavaş yerlerine ulaşırken bu sabah kargo benim için de geldi ve Ankara'dan, Berrin'den gelen hediye paketimi aldım. Berrin, hediye kitap olarak Paulo Coelho'nun "Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum, Ağladım"ı seçmiş. Bu kitap sevgili Berrin için özel mi yoksa herhangi bir kitap mı bilemedim çünkü çok kısa bir not yerleştirmiş pakete. Kitaplığımda yazarın hiçbir kitabı yok. Ama Simyacı ve Piedra.. kitaplarını daha önce okumuştum. Okuduğum bir kitap ama kütüphanemde olmadığı için tekrar okunup kitaplığımda yerini alacak.

Sevgili Berrin, bir de kendi ördüğü atkı, fular benzeri mor renkli aksesuar göndermiş bana.

Çok teşekkür ediyorum güzel hediyelerin için.
Bu güzel etkinliğe katıldığım için mutluyum. Umarım devamı gelir.

Salı, Şubat 03, 2009

Hediyeleşmeye katılanlara ve devamını isteyenlere:

Arkadaşlar hepinize tekrar teşekkür ediyorum sevgili Serap'la birlikte başlattığımız hediyeleşmeye gösterdiğiniz ilgi ve samimiyet için.

Liste kapandıktan sonra katılamadıkları için üzülen kitap dostları olduğunu öğrendim. Bir hafta süre zarfında ulaşabildiğimiz kadar kişiye ulaşmaya çalıştık. Sonuç beklediğimden fazla çıktı.
Eğer kitaplarınıza kavuştuktan bir süre sonra -belki 1 ay belki 2 ay- böyle bir etkinliğin içinde yeniden yer almak isterseniz etkinliği kim başlatırsa başlatsın -belki ben olmayabilirim- sizden ricam irtibatta bulunduğunuz blog sahiplerini de hediyeleşmeden haberdar edin.
Böylece daha fazla sayıda okuru, en güzel hediyeyle mutlu etmiş olursunuz.
Hele ki bu zamanlarda herkesin böyle küçük mutluluklara ihtiyacı varken...

Bu arada listede irtibata geçemediğiniz katılımcı varsa bizi haberdar ederseniz yardımcı olmaya çalışırız.

Bloglarda gördüğüm kadarıyla listenin çoğu irtibata geçmiş, hediyeler hazırlanmış belki de postaya veren bile vardır. ( Sevgili Funda, kulağın zilde olsun, kitabın yola çıktı :-))

Başka kimler postaya verdi acaba? Sadece merak :-)