Salı, Haziran 16, 2009



UÇURTMA AVCISI

Khaled Hosseini (Halid Hüseyni)


Son zamanlarda okuduğum en etkili kitap diyebilirim Uçurtma Avcısı için. Dokunaklı bir hikayesinin oluşu etkilenmemde başı çekiyor elbette.

Uçurtma Avcısı, ülkesindeki savaş ortamından genç yaşta kaçıp babasıyla ABD'ye yerleşen, yıllarca orada yaşayan ve bir yazar olan baş karakterin, hayatının pişmanlığının kefaretini ödemek üzere çıktığı yolculuğun ardından anlattığı bir geçmiş ve şimdi hikayesi ama bu kadar değil sadece.

Zemindeki Ortadoğu kültürü; arkadaşlık-dostluk; baba-oğul ilişkisi; efendi-hizmetkâr ilişkisi; yalanlar, pişmanlıklar; iç savaşta bir ülke; kaos ortamında kaçmak ya da kalmak gibi iki seçeneğin arasında kalanlar; okulda mollaların öğrettiği din ile evde baba karakterinin inançsızlığı arasında hangisinin doğru olduğuna karar veremeyen bir çocuk, sonrasında bir genç ve nihayetinde bir yetişkinin yaşadığı açmazlar... satır aralarında, paragraf içlerinde nice tema barındıran çok katmanlı bir kitap.

Emir ve Hasan. Yer Kâbil, Afganistan. Zaman, monarşinin son yılları. Birlikte büyüyen ve aynı sütannenin emzirdiği iki öksüz çocuk. Benzerlik burada bitiyor, çünkü biri Emir, sevilen, sayılan bir işadamının oğlu; biri Hasan, orada pek sevilmeyen etnik azınlık Hazaralara mensup hizmetkârları Ali'nin oğlu.

Emir ve Hasan... Emir'in annesi onu doğururken ölmüş, Hasanınki ise onu doğurduktan kısa bir süre sonra gezici bir kumpanyayla kaçmıştı ve ikisi aynı sütanneyi emmiş, aynı evde büyümüştü. Biri Sünni, biri Şii... Ama din konusunda gayet esnek bir babanın yetiştirdiği Emir için bu bir sorun değildi; evet Emir, Hasan'la ancak yalnız kaldığı zaman oynuyordu, evlerine gelen misafir çocuklarıyla oynadığı oyunlara Hasan'ı katmıyordu ama Hasan, Emir'i her şeyiyle sevmiş ve onu böyle kabul etmişti. Hazara olması ve dudağındaki yarık yüzünden çocukların alaya aldığı bu çocuk, en çok Emir'in ona kitap okumasını seviyordu. Evlerinin ilerisindeki tepeye çıkıp, okula giden Emir'in okuma-yazma bilmeyen Hasan'a okuduğu kitaplar. Özellikle Şahname, özellikle birbirlerine düşman olan, baba-oğul olduklarını son anda öğrenen Rüstem'le Sohrab'ın hikayesi...

Emir, bu okumalarda bazen kitaptan uzaklaşır ve kendi uydurduğu hikayeleri anlatırdı Hasan'a. Ve Emir'in bu hikayeleri Hasan'ın en sevdiği hikayeler olur. Hasan'ın bu onayı, Emir'in yazma aşkının fitilini ateşleyen ilk kıvılcım olur.

Hele kış mevsimi geldiğinde... Hasan'ın babası Ali'nin sobaya yakacakla birlikte attığı portakal kabuklarının tatlı kokusu eşliğinde, kendileri için yine Ali'nin hazırladığı çadır benzeri düzeneğin altında iskambil oynamalar; birlikte gidilen sinemalar, defalarca izlenen filmler ama illaki uçurtma şenliği. Günlerce hazırlanan uçurtmalar.... Yarışma günü gelince göğe salınan onlarca uçurtmanın rüzgarla dansı... Birbirini kesen ve yere düşen uçurtmaları toplayan uçurtma avcıları... Hasan, o da bir uçurtma avcısı. Yine bir uçurtma şenliğinde bu sefer Emir'in uçurtmasının kestiği ve yendiği mavi uçurtmanın peşine düşer Hasan. Çünkü bu uçurtmayla, babasıyla arasındaki soğuk zincirleri kıracağını düşünen Emir'in ihtiyacı vardır ona. Hasan uçurtmanın peşine düşer ama Hazaralardan dolayısıyla Hasan'dan pek hoşlanmayan sokağın diğer zengin çocukları bir köşede sıkıştırırlar Hasan'ı. Uçurtmayı vermemek uğruna yaşadığı kötü olay, olan biteni bir duvar dibinden sessizce izleyen Emir'in bir süre sonra pişmanlığının, kendini affedemeyişinin nedeni olarak gördüğü Hasan'ı hırsızlıkla suçlamasıyla iki çocukluk arkadaşının yollarını ayırır.

Bir kamyon kasasında, bir mazot tankerinde süren ülkeden olaylı kaçış yolculuğu... Ülkelerine veda eden ve ABD'ye yerleşen baba-oğul... Ülkelerinde efendi; dili ayrı, dini ayrı okyanus aşırı bir ülkede ise iki Afgan sığınmacı...

Aradan yıllar geçer... Ölüm, evlilik, yayınlanan kitaplar ve aile dostu Rahim Han'dan, tâ Pakistan'dan gelen bir telefon... Geçmişte işlenmiş günahların kefaretini ödemek için bir fırsat yahut her şeyin üstüne bir sünger çekmek ve unutmak...

Gider Emir. Pakistan'a, ölüme sayılı günleri kalmış aile dostu, yazarlığını destekleyen Rahim Han'ın yanına.

"Senin için bin tane olsa yakalarım..." diyen tavşandudaklı uçurtma avcısı Hazara çocuğu Hasan'a, babasına ve kendisine ait pek çok şey öğrenir Rahim Han'dan. Rahim Han'ın isteğini yerine getirmek ve Hasan'a karşı işlenmiş günahın, kalınmış sessizliğin kefaretini ödemek için düşer yola, yıllardır görmediği, yönetimi Taliban'ın ele geçirdiği kaos ve korku içindeki ülkesine.

...Ve yıllar sonra bir yetişkin olarak döndüğü ülkesinde, bir taksi şoförü tarafından hâlâ Afgan olup olmadığı sorgulanır önce. Kaçmak ya da kalmak...
Sessizliğinin kefaretini öder belki, belki yalanının da ve yüzünde Hasan'ı gördüğü küçük Sohrab'a "Senin için bin tane olsa yakalarım" diyen kendisi olur nihayetinde...

Acı bir Afganistan gerçeği. Yazar büyük başarı yakaladığı bu romanla dünyanın yüzünü Afganistan'a döndürmeyi başardı. Belki uzun süre, belki kısa bir an. Ama mühim olanı bunu başarabilmiş olması.
Peki kitapta rahatsız edici yanlar yok mu? Fikrimce var. ABD'nin kurtarıcı rolü -bir nevi süper kahraman- propaganda tadı veriyor.Hele "Baba" karakterinin İsrail tutumu da kendiyle çelişiyor. Rusya'yı beğenmiyor haklı olarak, ülkesini işgal ediyor ama İsrail'in de Rusya'dan kalır yanı yok...

Yazarın ilk kitabı. İlk kitapla bu kadar büyük yankı uyandırması, uluslararası best-seller listesine girmesi yadsınamaz bir başarı elbette. Yazarın ikinci kitabını da okuma listeme ekledim bu arada.

Kitapta Nasreddin Hoca fıkralarıyla karşılaşmak da yüzümüzü güldüren detaylardandı.
Yazarın dili gayet yalın ve samimi. Kitabı film karesi gibi gözünüzde canlandırmanız mümkün ama ille de okumak değil, izlemek istiyorum derseniz 2007 yılında filme çekilmiş Uçurtma Avcısı. Kitapların genelde filmlerinden daha başarılı olduğunu düşünüyorum. Ama yine de filmi yakın zamanda izlerim sanırım.

Bir de yine kitapta "Baba" karakterinin "Yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar, hırsızlığın bir çeşitlemesidir" sözündeki mantığı çok beğendim. Kitabın en can alıcı tabirlerinden biriydi.

çeviri: Püren Özgeren, Everest Yayınları, basım yılı -cep boy 5.basım- 2008 (ilk basım 2004), 440 syf.

7 yorum:

Berrin'deniz' dedi ki...

kitabı bitirmek uzereyım. hatta dun gece okurken, gozlerım doldu bır yerınde. düşündümde daha once sadece bır kıtabın sonunda boyle olmustum. benı cok etkıledı.
fılmını daha once ızlemıs ve blogumdada yer vermıstım. kesınlıkle fılmler kıtapların yerını tutmuyor. okumak detaylarını hıssetmek bambaska bır duygu.
yazarın bin muhtesem gunes kıtabınıda muhakkak okumalısın.

sevgıler..

pisikopati dedi ki...

Baba karakteri gerçekten çok başarılı çizilmiş. Kitabı ben de okuduğumda çok beğenmiştim.

Kitapta 2 cümle daha var beni çok etkileyen. Bir yerlere not almıştım ama şimdi bulamadım. Mealen yazayım :

Baba'nın sözü "bir Tanrı varsa, benim içtiğim viski ile uğraşmaktan daha önemli işleri olmalı"

Bir de Emir'in geri döndüğünde ülkeyi boydan boya geçerken yaşadığı kendini yabancı bir turist gibi hissetme duygusuna karşı şöförün söylediği "sen zaten burada hep turisttin" sözü beni çok etkilemişti

Kitap Kurdu dedi ki...

Okumadım ama çok okumak istiyorum. Kütüphanemde bu yazarın kitapları duruyor. Her okuyan çok etkileniyor. Teşekkürler.

SERAP dedi ki...

Benim okuyupta yazmadığım kitaplardan biri...Senin yazdıklarını okuyunca iyice yazasım kaçtı.O kadar net ve hoş anlatmışsın ki bir daha benim cümleleri tüketmeme gerek yok ben altını çizdiğim yerleri yazar diğerleride içinde seni referans gösteririm artık:)

Bu arada filmi ilk başlangıç müziği dışında berbattı.O güzelim hikayeyi o kısacık filme sığdırmak için o kadar çok kıpmışlar ki kitabı okumayan birinin o filmden bişey anlamsı oldukça zor...Yinede Afganistan ve uçurtma yarışı görüntüleri için izlenebilir.

evvelzamanicinde dedi ki...

Sevgili Berrin, Bin Muhteşem Güneş'i listeme ekledim. Yakın zamanda okumayı umuyorum.

Sevgili pisikopati,teşekkür ederim yorumun için.

Sevgili Serap, olsun sen yine de yaz. Senin yazılarının da ayrı bir tadı oluyor ki o tadı seviyorum :-)
Filme gelince, izledim, haklısın. Kitap çok daha başarılı.

sevgiler...

sümeyra dedi ki...

merhabalar
ilk olarak şunu belirtmek istiyorum uçurtma avcısı uzun süredir kitap okumadığım bi dönemden sonra okumaya başladığım bi kitaptı.okumadığım uzun aradan sonra bu kitap uzun zaman önce izini kaybettiğim bi arkadışımı bulmuş gibi hissettirdi.kitabın ilk bölümlerinde edindiğim yorumlardan yola çıkarak aradığımı bulamadığımı düşündüm ama hikaye ilerledikçe büyüledi beni resmen.sizlerinde dediği gibi harika bir öykü ve harika bir anlatım.kitapta beni etkileyen en önemli olgu hasan ın emir e ve ailesine olan koşulsuz sevgisiydi.sunu belirtmeden geçemicem böyle bi hikaye ancak o kadar muhteşem bi sonla bitirilebilir.

kitabı bitirdikten hemen sonra BİN MUHTEŞEM GÜNEŞ e başladım o da aynı sekilde harika.bambaşka hikayeler ama bence insan duygularındaki karmaşık imgeler ancak bu kadar güzel ve yalın bir dilde anlatılabilr

bu muhteşem öyküyüde sonlandıktan sonra yaptığım ilk şey HALİD HÜSEYNİ nin hayatını araştırmak oldu yaşamında öykülerinden izler bulacağımdan emindim ki öylede oldu.kitapta anlatılanlar aslında bilmediğimiz belkide benim bilmediğim yakın bi geçmişe ışık tutmakta.yakın geçmişte yanıbaşımızda yaşanan hikayeler.belki hikayeler gerçek değil ama olaylar benzer ve ben AFGANİSTAN KABİL ve TALİBAN hakkında bilmediğim çok şeyi öğrendim bu kitaplar sayesinde.

filmide izlmeyi düşünüyordum ama kitaba haksızlık olur düşüncesiyle vazgeçtim şimdilik.
son olarak bunları paylaşmak istedim çünkü okuduğum hikayeler alışkın olmadığım farklı izler bıraktı ve bi sonraki kitabi dört gözle bakliyorum:)

sesizadam dedi ki...

Bu kitabın filmine bakmıştım ve gerçekten hikayesini unutamadığım filmlerden birisi oldu ve o günah... lı sözleri benimde dikkatimi çeken ve filmle eşdeger tuttugum sözlerdi. Bu filmin afişini görünce ilk olarak o sözleri anımsadım. Kitabının oldugunu bilmiyordum, sanırım bu filme olan hayranlıgım kitabınıda aldıracak bana