Pazar, Temmuz 12, 2009


BEYOĞLU RAPSODİSİ

Ahmet Ümit

Polisiye merakım ve blog arkadaşlarımın tavsiyeleri birleşince kısa süre önce Ahmet Ümit okumaya başladım. Yazarın okuduğum üçüncü kitabı Beyoğlu Rapsodisi. Ahmet Ümit kitapları arasında en merak ettiğim kitap, bir başka okur tarafından kütüphaneye nihayet getirilince (üye olduğum günden beri kitabın rafta yerini almasını bekliyorum) bana da kitabı alıp bir an önce okumak düştü ve okudum. Hoş bir kitaptı, aynı kategoride (polisiye roman) değerlendirilince Kavim'den daha başarılı buldum bu kitabı. Kavim karışık bir kurguda ilerlerken Beyoğlu Rapsodisi daha basit bir kurgu ve daha sürükleyici bir anlatımla beklentilerime cevap verdi. Ee tabi bir de kitabın sonunda sevgili Agatha C.'nin henüz okuyamadığım ama çok merak ettiğim kitabı Roger Ackroyd Cinayeti'nden alıntıya yer verince de bir artı puan bu kitabın hanesine yazıldı.

Gelelim söz konusu kitabın ana karakterlerine: 50'li yaşlarında üç eski kafadar. Babasının tekstil işletmesini büyüten ve kendi markası AZYA'yı oluşturan, mimarlık eğitimi almış Selim, evli ve Down sendromlu bir oğlu var.
Kenan, hukuk fakültesini bitirmiş ama baba mesleği sigortacılıkta karar kılmış, keyif ehli, bekar, hayatın tadını çıkarmaya yarayacak ne varsa hepsini denemeye meyilli ve deneyen, işi uçak kullanmaya vardıran ve geçirdiği uçak kazası sonucu "ölümsüzlük" fikrine kafayı takan bir karakter.
Ve Nihat. Bir sahaf dükkanı var, şairle evli ve bir kızı var. Mali durumu pek iyi değil, Selim ve Kenan sırayla para yardımında bulunurlar ona. Buraya kadar kısaca karakterleri tanıttık.

Şimdi konuya geçelim: Sahaf dükkanını açmadan önce bir süre cinayet mahalli fotoğrafları çekmiş bir fotoğrafçı olan Nihat, Kenan'ın fotoğrafa merak salmasıyla ona fotoğraf çekmeyi öğretir. Kenan da çektiği fotoğraflarla kişisel sergilerini açar ama basın fazla yüz vermez Kenan'ın sergilerine. Üç kafadarın buluştuğu bir gün Nihat, Kenan'a bir teklifte bulunur. Madem Kenan sergisine basının ilgisizliğinden şikayetçidir o zaman basının dikkatini çekecek bir fotoğraf sergisi açmalıdır. Mesela gerçek cinayet mahallerinin fotoğraflarını dekor ve mankenlerle yeniden fotoğraflamak ve "Beyoğlu Cinayetleri" adlı bir sergi açmak gibi. Basın böyle bir sergiye sessiz kalamaz düşüncesindedir Nihat ve bu fikir Kenan'ın da aklına yatar. Bu sergi sayesinde ismi ölümsüz olacaktır. Fakat bu fikir Selim'in hiç hoşuna gitmez. Bu işi ahlaka aykırı ve tehlikeli bulur. Ne ki Kenan'ı fikrinden vazgeçirmek mümkün değildir. İstemeyerek de olsa üç kafadar bu işe girerler.

Önce Kenan'ın tanıdığı cinayet masası başkomiserinden 66 adet cinayet mahalli fotoğrafı alınır ve Kenan'ın kişisel sergisinde tanıştığı Rus güzeli sanat yönetmeni Katya da -Katya evlendiği Türk eşi bir dağ kazasında ölünce İstanbul'da tek başına yaşamını sürdürür ve sanat yönetmenliği yapar- bu işte onlara yardımcı olur. Kenan ve Katya arasında bir ilişki başlar. Katya bu fotoğraf işinde Selim gibi pek istekli değildir o da bu işin tehlikeli olabileceğini konusunda endişelidir. Ne ki Kenan, cinayet mahalli fotoğraflarını incelemeye başlamıştır bile. İki fotoğraf arasındaki benzerlik Kenan'ın dikkatini çeker. Biri evinde koltuğunda alnından bıçaklanarak öldürülmüş tarih araştırmacısı Aysun Güven, bir diğeri kafasına bibloyla vurularak öldürülen uyuşturucu bağımlısı Kartal Göker. İki cinayet mahallinde de duvarda aynı resim vardır, haça dolanmış yılan resmi. Bu benzerlik cinayetleri aynı kişinin işlemiş olabileceğini ve maktullerin birbirini tanıdığını düşündürür Kenan'a ve Kenan iki cinayeti araştırmaya başlar. İki maktulün sevgili olduğunu, kızın ölümünden eski sevgilisinin suçlu bulunduğunu, Kartal'ın ölümündense bir uyuşturucu satıcısının suçlandığını öğrenir. Haça sarılı yılan tablosunun kime ait olduğunu araştırır ve karşısına Nicholas Flamel adlı bir simyacı çıkar. Bu kadarla kalmaz, Aysun Güven'in evinde Fransa'dan gönderilmiş bir mektup bulur. Mektup, Catherine Varchand adında N.Flamel'in biyografisini yazmış bir kadına aittir. Kenan bir yandan Katya ve Nihat'ın yardımlarıyla sergi için diğer fotoğrafları çekerken, bu iki şüpheli cinayeti de Selim'le birlikte araştırmaya devam eder.

İki cinayetten suçlanan zanlıların ifadeleri, N.Flamel tablosu ve Catherine Varchand'ın mektubu...
Ve ardından Aysun Güven'in evinde bulunan bir başka C.Varchand kitabı, yazarın otobiyografisi.

Taşlar yavaş yavaş yerine oturur. "Ölümsüzlük" aşkıyla başlayan enteresan konulu bir fotoğraf sergisi için alınan fotoğraflar ve Kenan'ın dedektifçilik oyunu, üç kafadar için de hazin bir sona dönüşür. Evet, Kenan'ın Beyoğlu Cinayetleri adlı fotoğraf sergisi açılacak, basın sergiye büyük ilgi gösterecek ve Kenan istediği ölümsüzlüğe bu sayede kavuşacaktır ama çok trajik bir sonla.

Yazarın polisiyeye uygun olarak sürükleyici bir anlatımı var. Okuru yormadan keyifli vakit geçirten başarılı bir polisiye okumak isteyenlere.

Ahmet Ümit okumalarım devam edecek.

( Bu arada düşündüm de hiç Orhan Pamuk okumamışım, Türk edebiyatına ağırlık veren bir okur olarak. Orhan Pamuk'a hangi kitapla başlamalı, tavsiyesi olan?)


Doğan Kitap, basım yılı 2007 (ilk basım 2003), 385 syf.


8 yorum:

Kitap Kurdu dedi ki...

Kesinlikle Cevdet Bey ve Oğulları ondan sonra Masumiyet Müzesi ve diğerleri......Yorumlarınızı merakla bekliyorum.

Tuana dedi ki...

Ahmet Ümit'in en sevdiğim eseri Kukladır. Lise 1'e giderken okumuştum ama hala hiçbir kitabında o kitabındaki tadı bulamadım.
Patasanada güzeldir, bab-ı esrarda hoş.

Orhan Pamuğun ise en sevdiğim eserleri Cevdet Bey ve Oğulları ve Yeni Hayattır.
Kara Kitap en kötü kitabıdır bence.
Masumiyet müzesinde ise çok kayda değer birşey bulamadığımı söylemeden edemeyeceğim. Tamamen hayalkırıklığı idi benim için, sevmedim.

SERAP dedi ki...

Ben Bab-ı Esrar-ı da bitirdim.Şimdilerde kütüphaneden aldığım kukla kitabına başlamayı düşünüyorum.Kitabı oldukça ayrıntılı anlatmışsın her ayrıntıyı tekrar hatırladım...
Orhan Pamuk Konusunda sanırım bende Cevdet Bey Ve Oğulları diyeceğim.Benim Adım Kırmızı içinde nakkaşlar ve cinayet olduğu için ilgini çekebilir ama şimdiden söyleyeyim okuması kolay bir kitap değildir.Kar da eğlenceli bir kitaptır.Masumiyet müzesi seni sıkabilir o yüzden okumak için acele etme...Beyaz Kale de belki konusundan dolayı ilgini çekebilir sen konularına bir bak...Öptüm..

billur dedi ki...

Merhabalar;

Blogunuzu ve blogtaki entryler çok hoşuma gitti.

Orhan Pamuk ile ilgili olarak naçizane önerim öncelikle Cevdet Bey ve Oğulları olacaktır. Arkasından Sessiz Ev ve Beyaz Kale benim tercihlerim.

Bu arada Arşivinizde Erhan Bener de gördüm. Erhan Bener'den Böcek ve Yalnızlar'ı da okumanızı tavsiye edebilirim.

Bu arada benim de üyesi olduğum ve 13 kişiden oluşan bir kitap kulübümüz var. Her ay bir kitap seçip bir kişiyi sunucu sıfatını üstleniyor ve bir araya gelip tartışıyoruz. İlginizi çekerse ve ayrıca blog ile ilgili eleştiri ve önerilerinizi sunmak isterseniz göz atmanızdan mutluluk duyarım.

Sevgiler
Billur Hayal

billur dedi ki...

Pardon yine ben

blogumuz http://ayseninkitapkulubu.blogspot.com.

Billur Hayal

evvelzamanicinde dedi ki...

Sevgili Kitap Kurdu, tavsiyeni dikkate alacağım.Teşekkür ederim. Umarım kütüphanede bulabilirim.

Sevgili Tuana, yorum bombardımanına tutulmuş gibi hissettim kendimi. Çok teşekkür ederim bütün yorumların için. Tavsiyeler için teşekkürler, anladığım kadarıyla iyi bir okursun.

Sevgili Serap, tavsiyelerin kesinlikle dikkate alınacaktır. Şu aralar sıkıntılı bir dönemdeyim, en uygun zamanda mail atacağım.
Eylül'ü ve seni öpüyorum...

Sevgili Billur, hoş geldiniz...
Çok teşekkür ederim güzel yorumunuz için. Tavsiyeleri dikkate alacağım.

Blogunuza gelince, baktım, böyle oluşumları seviyorum, katılanlara da özeniyorum, "Ölü Ozanlar Derneği"ni çağrıştırıyor bana.
Takip edeceğim.

Sevgiler...

denizanasi dedi ki...

benim de favorilerimden biri beyoğlu rapsodisi..

Adsız dedi ki...

Merhabe Kitap Kurdu ben Yağmur .
Öncelikle şunu söylemeliyim ki Ahmet Ümit'i tanıdığım için kendimi şansli hissediyor ve kitaplarından etlileniyorum.İlk olarak Babu -ı Esrar'la taniştinm daha sonta Beyoğlu Rapsodisi ve şimdi Kavim'i okumaya başladım.Ayrıca Ahmet Üm.hangi kitabını okuduysam mutlaka kısa bir araştırma gereği duyuyorum lakin nedeni bir türlü bulamıyorum.Teşekkürler