Cuma, Ekim 16, 2009

SİYAH KAN

Jean Christophe Grange

Kızıl Nehirler, Kurtlar İmparatorluğu ve Taş Meclisi gibi popüler ve çok satan kitaplara imza atmış Fransız yazara ait okuduğum ilk kitap. Yani, yine bir tanışma faslı, polisiye-gerilim meraklısı bu okura tabir yerindeyse "vay be" dedirten bir okuma serüveni.
Yazarın ikinci ve belki üçüncü bir kitabını okuduktan sonra fikrim değişir mi bilemem ama yazarın sürükleyici anlatımı, kurgunun başarısı ve gerilim duygusunu sıcak tutan hayalgücünün ürettiği akla ziyan sahneler, yazarın bu türde öne çıkmasını gayet iyi açıklıyor. Bütün anlatılanların kurgu olması da bir insan evladı olarak içimi rahatlatan noktalardan biri.

Kitap, bir yakalama sahnesi ve tropiklerde işlenmiş bir seri cinayet haberiyle açılışı yapıyor. Yazıyı yazan ise eskinin paparazzi muhabiri şimdinin haber muhabiri Parisli Marc Dupeyrat. Hakkında yazı yazdığı kişi ise yıllar önce dalış sporunda ödülleri olan ünlü isim
Jack Reverdi. Jack Reverdi, Malezya'da bir kızı öldürdüğü gerekçesiyle hapse atılır. Ne ki bu ünlü Fransız sporcunun ilk cinayeti değildir ama diğerleri gibi bu son cinayeti de Reverdi'nin işlediği kanıtlanamamıştır. Reverdi çok büyük ihtimalle alacağı idam cezasını beklerken, kendi ülkesinde bir gazeteci onu araştırmaya koyulur. Marc Dupeyrat adlı bu gazeteci kurbanlarını genç kadınlar arasından seçen ve onları havasız bırakarak öldüren katilin öfkesini, niçin cinayet işlediğini ve öldürme itkisini anlayabilmek için Reverdi'yle temasa geçmeye çalışır. Öncelikle Reverdi'ye mektup yazarak başlar işe. Ama bu mektuplar Elisabeth Bremen imzalıdır. Kendisini psikoloji masterı yapan yirmi dört yaşında bir genç kız olarak tanıtan M.Dupeyrat, mektuplarına önce olumsuz cevaplar alsa da durumu kendi lehine çevirmeyi başarır ve Reverdi cinayet sırlarını teker teker anlatmaya başlar çok etkilendiği Elisabeth'e. Kullandığı sahte ismi çaldığı bir pasaporttan bulan M.Dupeyrat, fotoğraf olarak da eskiden birlikte çalıştığı paparazzi fotoğrafçısının yeni gözde manken adayını kullanır. Reverdi'nin Elisabeth'ten tuhaf bir isteği olur. Kanının rengi... Gazeteci bu sorulara Reverdi'nin istediği gibi cevap verebilmek için soluğu kadın doktorunda alır. İstediği cevapları ona verdikten sonra Reverdi, Elisabeth'e cinayetleri çözebilmesi ve kendisini anlayabilmesi için bir yolculuğa çıkmasını söyler. Bu yolculuk, Reverdi'nin işlediği cinayetlerin mekanı Kamboçya, Tayland ve Malezya'yadır. Elisabeth yani M.Dupeyrat için yolculuğun ilk durağı Kuala Lumpur'dur. Elisabeth/Marc burada Reverdi'nin tarif ettiği "Hayat Yolu"nu bulur. Ve ardından Reverdi'nin talimatlarına uyarak onun geçtiği her yerden yavaş yavaş düğümleri çözerek geçer. Reverdi'nin gömdüğü bir cesedi bulur ve katilin seçtiği kurbanları hava geçirmez kulübelerde nasıl oksijensiz bıraktığını, açtığı yaraları nasıl kapattığını, kurbanın oksijeni bitene kadar Reverdi'nin odada beklediğini ve kapattığı yaraları nasıl tekrar açtığını öğrenir... Katilin neden böyle bir ritüel uyguladığını da çözüyor sonunda. Oksijensiz kan yani siyah kandır bulduğu...

Ve Elisabeth/Marc hiçbir açıklama yapmadan, izini kaybettiriyor. Paris'e dönüyor. Reverdi ona ulaşabileceği posta adresine yazmaya devam ediyor. Marc, bütün bu araştırmasını kağıtlara döküyor kurgu karakterlerle ve kitabın adı Siyah Kan oluyor. Ama bir gün, tam da Reverdi'nin idamını beklediği günlerde Reverdi'nin nakil arabasının denize uçtuğunu ve Reverdi'nin cesedinin bulunamadığını öğreniyor. Reverdi'nin sıradaki avı Elisabeth oluyor. Marc Dupeyrat hoşlandığı ve onun da kendisinden hoşlandığını bildiği manken kız Hatica'yı da yanına alarak kaçıyor.

Peki Reverdi onları buluyor mu? Av kim? Avcı kim? Marc Dupeyrat neden Reverdi'yi takıntı haline getirmiş olabilir? Finalde kim sağ çıkacak oksijensiz odadan?

Klişedir ama çocukluk travmalarının insan üzerindeki etkisini -ki kitapta yazar bunun sağlamasını karakter/ler üzerinden çok güzel vermiş- seri cinayetlere kadar uzanan bu gerilim hattını etkileyici bir kurguyla okura sunuyor yazar. Kitap sürükleyiciliğiyle film kareleri gibi geçiyor gözünüzün önünden. Ama şiddet sahnelerin büyüklüğü azımsanmayacak şekilde olduğu için Reverdi ve Marc Dupeyrat karakterleri bırakın sadece sayfalar arasında kalsın.

Yazarın diğer kitaplarını -kütüphanede bulabilirsem- okumayı düşünüyorum. Zeka ve hayalgücü ikilisinin yazarda yüksek dozda olduğunu hissettiğimden.

Doğan Kitap, basım yılı 2005, 458 syf.

5 yorum:

pıtırcığın aşkı,lupinin annesi dedi ki...

merhaba, yazarın kızıl nehirler, taş meclisi ve leyleklerin uçuşu romanlarını okumuştum ve uzun süre etkisinden çıkamadığıı hatırlıyorum. bence yazar çocukluğunda bir travma yaşamış olabilir. çünkü sizin de dediğiniz gibi, ürkütücü, akla hayale gelmeyecek sahneler var romanlarında. siyah kanın çıktığını görünce başka bir gerilime hazır olmadığımı düşünüp kitabı almadım, bu yazıdan sonra okumadan duramayacağım sanırım. güzel günler...

Kitap Kurdu dedi ki...

Daha önce hiç okumadığım ve tanışmadığım bir yazar. Vakti geldiğinde bende tanışmak istiyorum. Teşekkürler....

evvelzamanicinde dedi ki...

Sevgili pıtırcığın annesi...
hoş geldiniz...
Bahsettiğiniz kitapları kütüphanede bulabilirsem okumayı düşünüyorum, umarım bulabilirim.

sevgiler...

Tabiat Ana dedi ki...

leyleklerin uçuşu dışındaki tüm kitaplarını okudum.
Ço ama çok severek okuduğum bir yazardır tüm kitaparını tavsiye ederim.Ama okudğum kitaplarının içinde en çok bu kitapdan korktum:)
gerçektende sanki bir korku filmi izliyormuş gibi hem merak edip okumaya devam ettim hemde okurken gözlerim kapatmak istedim.

evvelzamanicinde dedi ki...

Sevgili Tabiat Ana, Kurtlar İmparatorluğu'nu da yeni bitirdim. Diğerleri de okuma listemde.

sevgiler...