Pazartesi, Ocak 28, 2008



KOVULMUŞLARIN EVİ

Ali Ayçil

Bu kitap için söylemek, yazmak istediğim o kadar çok şey var ki ama en güzeli yazarın kendi sözlerini tekrarlamak olacak belki de...

"Tozlu kasabaların, herkesin ölümünün anons edildiği taşra şehirlerinin, ficek atmaya giden kızların, ansızın boşalan yağmur yüzünden oraya buraya kaçışanların, ilk sayıda batacağını bile bile dergi çıkarmaktan vazgeçmeyen genç edebiyatçıların ve bir yazarın yazgısının hatırlanacağı arızalı bir yolculuk olacak bu; beni bitkin düşürecek. Aralarında hiçbir insicam bulunmayan bir sürü hatıradan sonra yeniden dünyaya, o kovulmuşların evine geri döndüğümde, bir kez daha, 'hatırlamak da bir ihanettir' diye söyleneceğim." (adeta kitabın özeti)

Birbirinden leziz denemeler var bu kitapta. Deneme türünü seviyorum. Favori deneme kitabımınsa şu an ve sonrası için bu kitap olması kuvvetle muhtemel.

Yeni tanıştığım bir yazar, günümüz yazarlarından Ali Ayçil. Bu kitabın bıraktığı etkiyle yazarın diğer kitaplarını da en yakın zamanda okumayı düşünüyorum.

Gelelim Kovulmuşların Evi'ne: Her biri, okundukça damakta tat bırakan, tekrar tekrar okunmak istenen denemelere imza atmış yazar. Kelimeler kılıktan kılığa girmiş, öyleki dünyayı "kovulmuşların evi" diye betimleyecek kadar şairane bir uslüpla. Hele ki bazı satırları okurken Shakespeare okuyormuşum hissine kapıldım.

" 'Ben' dedi şairlerden biri diğer şaire, 'ben ki insanın yeryüzüne atılmasının , o yalnızlığın, o yabancılığın kederli bekçisiyim. Dünyayı karnımda dinmeyen bir sancı olarak taşıdım bunca zaman. Çoğu vakit insanların keyifle baktığında bakacak bir yan bulamadım, kimsenin bakmadığı şaşkınlıktan çıldırttı beni. Orta yaşlı bir kadının, boş bir vazoya taze bir çiçek koyarken ne düşündüğünü biliyorum. Gururu kalmamış bir dilencinin, akşam evine dönerken içine çöken karanlığın seyrelmesi için, bütün dilendiklerini vermeye hazır olduğunu biliyorum. Bir rençberin, ruhundaki bir yeri kürekle kazıp açamadığı için, kendini kaç defa yıldızların ipine doladığını biliyorum. Biliyorum ki insan, ölünceye kadar kendi cevapsız sorusunun çengelinde asılır, ölünceye kadar kendine mağlup olur. Kaç kere insanın içine daldırdım kalemimi, kaç kere o çengele asılan sorunun damarlarından kan aldım. Ama yine de hakikat, yazılmamış, bomboş yaprakların üzerinde duruyor. Keşke, bir tek o yapraklarda ne yazıldığını çözebilseydim..." ( 11. sayfa)

Kapak tasarımı da, kitabın adı ve içeriğiyle çok uyumlu.

Belki başka okuyucular kitaptan benim aldığım hazzı alamayacaklar ama ben bu kitabı, hayatım boyunca başucu kitaplarımdan, favori listemdeki kitaplarımdan biri olarak saklayacağım, okuyacağım ve bu kitabın keşfedilmeyi bekleyen bir güzellik olduğunu fısıldayacağım satırlar arasından...

Bir kitabın kapağını açıp sayfaları arasında dolanmak, bambaşka bir dünyanın toprağında yürümek gibidir. Kovulmuşların Evi, okuyucuya o toprakları vadediyor.

"Bazen"de, "Kimi Vakitler"de, "Güneş Ruhumda Kimi Arıyor"da ve dahası "Kendinin Seyyahı"nda, "İçimizden Biri"nde, "Küçük Şehirlerin Anonslu Ölümü"nde bilcümle hepsinde iç yıkayıcı, feraha çıkaran bir kelimeler denizi var. Ruhunu dinlendirmek, denemelerin sütliman sahilinde serinlemek ve her satırı ipek yumuşaklığında duyumsamak isterseniz, bu kitap size ilaç gibi gelecektir.

Aslında her birimizin en aşikâr adresi "kovulmuşların evi" değil mi?...

2 yorum:

SERAP dedi ki...

Kitabı bana merak ettirmen bir yana;o güzel cümlelerini daha uzun bir şekilde okumak isterdim.Hem kitaba,hem yazına bayıldım.

evvelzamanicinde dedi ki...

Sevgili Serap, teşekkür ederim güzel yorumun için. Kitabı tanıtmaya çalıştım, sevdirebildiysem ne mutlu bana. Ben kendimce bir şeyler yazıyorum, bilmiyorum ne kadar başarılıyım ama senin kitap yorumların da gayet hoş.
sevgiler...