Cuma, Haziran 27, 2008


BİR İDAM MAHKUMUNUN SON GÜNÜ

Victor Hugo

Sefiller'i okuduğumda lisedeydim sanırım. Kitabı ilk okuyuşumun ardından - çok beğenmişim demek ki- kısa süre içinde tekrar okumuştum. Ünlü yazarın ikinci bir kitabını bu yaşımda okuyorum, aradan geçen yıllardan sonra.

Bir İdam Mahkumunun Son Günü'nü okuma listeme eklemeden önce hakkında kısa bir araştırma yapmıştım. Kitabı okumadan önce bir ön hazırlık mahiyetinde araştırma yapmak, okuma sırasında okura büyük kolaylık sağlıyor. Kitabı yazıldığı dönem ve vermek istediği fikir açısından değerlendirebilmek için küçük de olsa bir ön araştırma gerekli. Bu kitap hakkında bu tür bir araştırma yaptıktan sonra okumaya başladım kitabı.

Romantizm akımının edebiyatta ilk temsilcilerinden olan Fransız yazarın bu eseri, modern edebiyatta iç monologların ilk kez kullanıldığı esermiş ve birinci tekil kişi "ben" ile yazılan ilk romanmış. Bir diğer detay da yazarın Shakespeare için "okyanus adam" betimlemesini kullanması. Bir Shakespeare sever olarak hoşuma gitti.

Yazar, çocukluğunda halka açık olarak meydanda gerçekleştirilen idamlardan oldukça etkilenmiş ve henüz 26 yaşındayken zamanında epeyce konuşulmuş olan bu kitabı kaleme almış.

Kitapta giriş bölümünde farklı bir kurgu karşılıyor bizi. Tiyatro oyunu şeklinde yazılmış on küsur sayfalık bir giriş bu. Şairin, filozofun, şövalyenin, kadınların ve erkeklerin oluşturduğu bir grup insan, V.Hugo'nun bu kitabını masaya yatırırlar ve hakkında pek de güzel sözler söylemezler. Yazar böyle bir kurguyu oluştururken aldığı tepkileri kendince yorumlamış olmalı çünkü bu önsöz kitabın dördüncü basımına yazılmış.

Ve gelelim Bir İdam Mahkumunun Son Günü'ne... Ne suçlunun kimliği ne de suçu hakkında bir fikir edinir okuyucu. Tüm anlatılan idama mahkum olmuş bir adamın, idamını beklerken yaşadıklarıdır, mahkumun kendi ağzından.

Mahkeme günü gelir. İdam cezasının müebbet kürek cezasına çevrilmesi ihtimaline karşı avukatına şöyle söyler: " Yüz kere ölmeyi tercih ederim", kürek mahkumu olacağıma. İdam cezası kesinleştiğindeyse öncesinde hiç istemediği kürek mahkumluğunu mükafat olarak görür. Bu yaşında daha yaşayacağı çok şey varken, öylesi güzel bir yaz gününde, celladın ipini çektiği bir giyotin altında ölmek, hele ardında bıraktığı bir ailesi ama özellikle küçük kızı varken, ne korkunçtur, bir yıldır görmediği kızına babasının öldüğünü söylemelerine rağmen.

İdam kararıyla infazın gerçekleşmesi arasında yaklaşık altı hafta vardır. Kendisine verilen mürekkep, kalem, gece lambası sayesinde yazmaya başlar giyotine gidene dek yaşadıklarını.

Demir parmaklıklar ardından, avluda kürek mahkumlarının hazırlanışına tanık olur ve yineler sözünü, "Yüz kere ölmeyi tercih ederim!". Ama idamına saatler kala değişir düşüncesi, ömür boyu kürek mahkumu olmaya razıdır.

Ne ki cellat ve giyotin onu beklemektedir. Greve Meydanı'dır son durağı...

Kitabın ilk baskısının önsözünden:
" Bu kitap yargı dünyasındaki herkese ithaf edilmiştir"
ve belki de tüm anlatılanların anafikri
" Elleri yıkamak iyidir, ama kanın akmasını önlemek daha iyidir"...

Antik Yayınları, basım yılı 2008, 151 syf.

2 yorum:

kaldirimcocuklari dedi ki...

Bu tür eserler beni çok etkiliyor. bu dünyada, tarihin tozlu sayfalarında böylesine anların sayısız olduğunu bildiğim için daha çok etkileniyorum sanırım... o kendini insan sananlar için ne kadar da basit insan hayatı...

Vişne Ağacı dedi ki...

Bu kitabı okudum gibime geliyor ama emin olamıyorum, okumamış da olabilirim :( Ama konusu buna çok yakın bir kitap okumuştum.Kimindi acaba, adı neydi? :(
[Okuduğum kitapların adlarını çok çabuk unutur oldum :(]

Basım yılıda yeniymiş, eğer eski bir baskısı yoksa kesin okumamışımdır.Neyse okumadım sayayım ve okunacakların arasına ekleyeyim bunu da.
İyi günler..