Cuma, Ekim 30, 2009


DA VINCI ŞİFRESİ
Dan Brown

Çok satan kitaplardan bir diğeri... 2003 yılında New York Times tarafından tüm zamanların en çok satan kitapları arasında ilan edilen bir kitap, yine çok satanlar listesinde aynı anda dört kitabıyla yer alan tek yazar ünvanlı bir kalem... Time dergisi yazarı dünyayı etkileyen 100 önemli insan arasında göstermiş. Bu kadar yüceltilmiş bir yazar kitabında ne anlatmış olabilir? Kitap hakkında hiçbir fikrim olmasaydı sadece bu özelliklerini bilseydim acaba konuyu tahmin edebilir miydim? Belki. Zaten adı da kendini ele veriyor. Şifre... Demek ki biraz şifreler, biraz sanat (Da Vinci), biraz komplo teorileri, illaki din, çokça kovalamaca...

Kitap, Hristiyanlığın ve kilisenin nasıl yozlaştığını okura aktarırken, İncil'in/lerin nasıl oylamayla kabul edildiğini ironiyle anlatırken, Hristiyanlığı bu kadar irdeleyen bir kitabın nasıl olur da Hristiyan âleminde kıyamet kopartmadığını düşündürüyor okura. İyi ya da kötü nasıl adlandırmak istersiniz bilemem ama şifreyle başlayan kitap başlı başına bir şifre...
Tapınak Şövalyelerinden tutun, Masonlara, Opus Dei'ye, Kutsal Kase'ye, İncil'e, Hz.İsa'ya dek çok kapsamlı Hristiyan öğeler yer alıyor içinde.

Konusuna gelince:
Dini simgebilim profesörü Robert Langdon konferans konuşmacısı olarak Paris'te bulunduğu bir akşam, polis tarafından Louvre Müzesi'ne götürülür.Müze müdürü J.Sauniere öldürülmüştür ve müdürün randevu defterinde R.Langdon'ın adı vardır. Polis cesedin üzerinde ve çevresinde yer alan bazı simgeler için profesörün yardımını istemektedir. O gece polisin baş şüphelisi olduğundan habersiz soruları yanıtlarken kriptoloji uzmanı Ajan Sophie Neveu, Langdon'a tehlikede olduğunu ve müzeden kaçması gerektiğini söyler. Müze müdürünün kanıyla bıraktığı şifreleri çözmeye çalışırlar ve Louvre'dan kaçarlar. Bu arada Langdon, müze müdürünün Ajan Sophie N.'nin yıllardır görüşmediği dedesi olduğunu öğrenir. Dedesi Sophie'ye hayatlarının tehlikede olduğunu ve Robert Langdon'u bulmasını söylemiştir. Ve artık ikili tehlikeli bir arayışın içinde kendilerini bulurlar. Leonardo Da Vinci'nin tablosuna gizlenen şifreler, emanet bankasında bir kasayı açan anahtar, kasadaki kutu içinde iki kripteks, kripteksin içindeki şifreler ve bulunacak bir Kutsal Kase.

Şifreler ve Sophie'nin henüz küçükken dedesiyle birlikte yaşadığı günlerdeki hatıraları dedesinin bir tarikatın Büyük Üstat'ı olduğunu ortaya çıkarır. Kripteksi açabilmek ve peşlerindeki Fransız polisinden kaçabilmek için sığınacakları tek adres vardır: Kutsal Kase meraklısı İngiliz Kraliyet Tarihçisi Sir Teabing'in evi. İkili Sir Teabing'le kripteksi açacak şifreyi bulmaya çalışırlarken eve gizlice giren bir keşişin karşılarına çıkışıyla şaşkına dönerler. Keşiş Silas'ı, Opus Dei (Vatikan Piskoposluğu) Piskoposu Aringorasa tarafından kripteksi almakla görevlendirilmiş albino adamı etkisiz hale getirip yanlarına alarak Londra'ya uçarlar. Londra'da taşlar yerine oturacak, Sir Teabing'in gerçek kimliği ortaya çıkacak ve S.Neveu küçükken kazada öldüklerini bildiği ailesi ve kendi hakkında şaşırtıcı bilgiler edinecek. Hz.İsa ve Magdalalı Meryem'in soyundan geldiğini mesela...

Ve Langdon başladığı yere geri dönecek... Kutsal Kase'yi bulacak mı? Belki...
Kitap, kısaca Hz.İsa'ya tanrısal özellikler veren kiliseyle, aslında Hz.İsa'nın Magdalalı Meryem'le eş olduğunu, hatta çocukları olduğunu söyleyen Sion Tarikatı arasında bir sır saklama oyununu anlatıyor. Ve Hristiyanlık, Hz.İsa ile ilgili gerçeklerin sembolü Kutsal Kase (burada Kase'nin bilindik anlamı yerine mecazi olarak dişiyi yani Magdalalı Meryem'i temsil ettiği söyleniyor)'nin sır olarak saklanan yerinin dünyaya açıklanmaması için verilen savaşı konu alıyor. Çünkü bu bilgi, Hristiyanlığı temelinden sarsacak bir güç...

Yazar, bu bilgilere nasıl ulaşmış diye düşünürken ve kitabın başında yer alan belgelerin, gizli âyinlerin gerçek olduğu cümlesini de aklımda tutarken "şaştım, kaldım, afalladım" ve "olabilir, mümkündür, kesin doğrudur" cümlelerini de zihnimden geçirdim.

Bu dünyada her şey olabilir, din kitlelerin afyonu da olabilir, din sömürücülüğü de yapılır, para için, iktidar için hatta çok daha büyük emeller için insanlar kuzu gibi güdülebilir, hepsi olur artık hiçbirine şaşırmam da kendisine verilen en büyük nimetin akıl olduğunu anlamayan iki ayaklının haline acırım. Ama "aklın içinde kalan akılsız"a daha çok acırım...

Kitaba dönersek, dini bilgiler, şifreler, sanat eserleri, komplo teorileri, gizli tarikatlar... bunlarla başa çıkabilecek okur için gizemli ve sürükleyici aksi için çok sıkıcı bir kitap olabilir.

Bir de filmi var, Melekler ve Şeytanlar'ı izlemiş ve sıkılmış bir izleyici olarak belki izlerim.


Altın Kitaplar, basım yılı 2003, 495 syf.

2 yorum:

Tabiat Ana dedi ki...

melekler ve şeytanlar filminde çok kısa zamanda çok fazla şey yetiştirmek derdinde olduklarından sanırım film banada pek hoş gelmemişti.Ancak ben bu kitabı okuduktan kısa bir süre sonra filmini izlemiştim ve özellikle son sahnede bende kitabın sonunda havada kalan bazı şeyler yerine pturmuştu o nedenlede başarılı bulmuştum filmi.Ama tabi hiçbir film kitabın yerini alamaz o ayrı ;)

Berrin'deniz' dedi ki...

elimde okumayı bekleyen ıkı kıtaptan bırı bu. dıgerı elıf safak araf..
bakalım hangısınden baslayacagım :)
tesekkurler paylasım ıcın.