Pazar, Ocak 31, 2010


GEBER ANNE!..

Sezgin Kaymaz

Kitap için çok acımasız bir ad, değil mi? Ama yazar, kurgusunu tümüyle ifade edecek başka bir ad -belki daha az acımasız- kullanabilir miydi ya da yazarın seçenekleri arasında başka adaylar var mıydı bilemediğimden vurucu bir adla diyelim, Sezgin Kaymaz okuru,okuyucularının aşina olduğu enteresan hayal dünyasına, fantastik bir boyuta kaydıracağını bu iki kelimeyle baştan hissettiriyor. Nitekim öyle de oluyor, daha ilk sayfada oğlunu öperek uyandıran bir anneyle karşılıyor bizi yazar. "O anne bu anne mi acaba?" derken ilk merak yerleşiyor zihnimize.
O zaman diğer sayfalara da şöyle bir bakalım ve bulalım muhatabı kim bu öfkenin?

İsmailoğlu ailesinin evinde açıyoruz gözümüzü. Melek İsmailoğlu küçük oğlu Tayfun'u on yedi yaşına basacağı günün sabahı öperek uyandırır ve anne-oğul birlikte kahvaltı ederler.
Ardından arkadaşlarının kendisi için hazırladığı partiye gimek için evden ayrılır ve akşama ailesiyle birlikte Çin lokantasında yenecek yemeğe yetişeceğini söyleyerek evden ayrılır. Arkadaşlarıyla birlikte gittiği evde beklediği doğum günü kutlamasını bulamaz. Karşısında kendisinden sınırsız ilgi bekleyen ve her türlü paylaşıma açık arkadaşı Ebru'nun cüretkâr kollarını bulur. Arkadaşları ve Ebru'nun oyunundan kaçıp kurtulur ve böyle bir duruma düştüğü için bir an önce eve gidip biricik Melek Anne'sinin kollarında soluklanmak ister. Eve geldiğinde köpekleri Sarı'nın bahçeye bırakıldığını ve kapının da kapalı olduğunu görür. Eve girer ve seslendiği annesinden karşılık bulamaz ama misafir odasından gelen ses üzerine tekrar annesine seslenir ve odaya girer. Gördüğü manzara kaderini değiştirecek olayların başlangıç sebebi olur. Dolaba gizlenmiş bir adam, dolabın içine çekilen bir pantolon ve yerdeki yeşil erkek çorabı. Ve bumm: "Geber Anne!".

Tayfun'un kurallarını annesinin koyduğu ve sadece ikisinin bildiği "Yuvarlak Masa Oyunu" devreye sokulur, yine Tayfun tarafından ama bu sefer annesine karşı. Annesine kayıtsız kalacak, sessizliğini koruyacak ve böylece ondan intikam alacaktır. Gördüğü manzara sonrası evden kaçarcasına ayrılır ama sonra geri döner ve oyununa başlar. Akşam olur, babası, ağabeyi Tufan ve annesiyle birlikte Çin lokantasında yenen yemek ardından evde hediye verme faslı başlar. Annesi hediyesini en sona bırakır ve Tayfun'un tam gece yarısı olan doğum saatinde hediyesini açmasını ister. Tayfun yine kol saati olduğunu tahmin ettiği hediyesini açar ve evet annesi yine saat almıştır ona. Ve bamm: Bir silah sesi ve annesi kendisini vurmuştur. Melek İsmailoğlu oğlunun doğum gününde ölür.

Aradan yıllar geçer tam on yedi yıl.. Yetiştirme yurdu müdürü İhsan Bey, bir diğer yurda aktarılacak çocuklardan Kerem'e gözü gibi bakması için meslektaşı Hasan Çokar'a methiye dizilmiş bir dosya gönderir. Ve bu büyülü çocuk yeni yurda teşrif eder. Daha kendisini yurda getiren otobüsten iner inmez herkesin hayranlığını kazanan bu çocuk nasıl bir şeydir öyle? Kız desen değil, erkek desen böyle güzel erkek mi olur, o uzun sarı saçlar, o alev dudaklar, o hâl o tavır insan mı bu "estağfurullah" melek mi peygamber mi? Hele o çevresini kuşatan ışık... Işık çocuk Kerem... Kerem yurda gelişinden bir süre sonra gitmeye karar verir, elini kolunu sallayarak ve kimse karşı koyamaz ona.

Annesinin intiharından sonra tüm hıncını babası ve ağabeyinden çıkaran Tayfun, yıllar sonra da aynı yerde yaşamaktadır ama evi yıktırıp yerine yeni bir ev yaptırmıştır. Evde köpeği Çomar'la birlikte yaşamaktadır. Ve bir gece evine giren hırsızı yakalar ve ardından bu küçük hırsızla yaşamaya başlar. Tayfun da onu gören herkesin çekimine kapıldığı gibi kapılmıştır büyüsüne küçük hırsızın, "ışık çocuk" Kerem'in.

Kerem'in yurttan ayrılışının ardından İhsan Bey ve Hasan Çokar, Kerem'i aramaya koyulur ve Kerem'in henüz yeni doğmuşken bulunduğu mezarlıktan alınıp götürüldüğü yurdun emekli müdürünü bulurlar ve ardından o mezarlığın bekçisini. Bekçinin söylediği akla sığmayan ama şüphe de uyandıran sözler üzerine araştırmalarını daha da derinleştirirler ve nihayet İsmailoğlu ailesinin evine doğru yola koyulurlar ama...

Kerem, hiç de yabancı gelmiyor Tayfun'a. Bilhassa sözleri, kural tanımazlığı, kendi kuralları ve iltifatlarıyla. Kerem ve Melek Anne, Melek Anne ve Kerem ve on yedi yıl... Bir ölüm ve bir doğum, hem de Melek Anne'nin mezarında...

Tayfun, Kerem'in "zaman yok, dün yok, bugün yok" gibi felsefi söylemlerini kafasında bir kefeye oturtmaya çalışırken, ağabeyinden yıllar sonra öğrendiği bir gerçek onu bambaşka bir maceraya sürükler. Zamanda geriye dönüş ama madem zaman yok o zaman paralel evrenler diyelim Kerem'in diliyle, Tayfun'un o meşum güne geri döndüğünü ve söylediği sözü (bakınız: kapak ismi) nasıl geri almaya çalıştığını görürüz ama zamana hükmedilir mi, zamanla oyun olur mu orasını da anlatmayalım, okumak isteyenler için sonu söyleyip tadı kaçırmayalım.

"Azrail", "Şeytan" derken bu sefer de "reenkarnasyon" ve "zamanda yolculuk" kavramlarıyla kurgulanmış bir Sezgin Kaymaz okuması gerçekleştirdik. Yine fantastik ve yine "farklı" bir kitap.

Yazara bir "es" vermemek düşüncesindeysem helal olsun yazara. Diğer kitaplar, siz de bekleyin beni, yakında en az birinizi daha eklemeyi düşünüyorum kitaplığıma. Hadi aranızdan birini seçmeye koyulun şimdi...

İletişim Yayınları, basım yılı 2009 (ilk basım: 1998), 365 syf.

4 yorum:

gülçin dedi ki...

selam,

ilk kitabını yayınladığı zamandan beri bir sezgin kaymaz takipçisi olan bendenizin naçizane tavsiyesi lucky'dir.

keyifli okumalar

sevgiler.

Leylak Dalı dedi ki...

Biraz geç bir yorum oldu ama olsun varsın. Bir Sezgin Kaymaz fanatiği olarak yazmadan geçemezdim. Bütün kitaplarını su içer gibi okudum. İlk "Geber Anne" ile tanıdım zaten ve bununla ilgili ilginç bir de anım var. Kitabı okuduktan iki yıl falan sonraydı, dolmuşla bir yere gidiyordum. Önümde oturan bir kız, bir erkek iki gencin ellerinde bir kitap vardı ve 5 dakika süreyle okuyup birbirlerine devrediyorlardı, ve heyecan dolu ünlemler çıkıyordu ağızlarından. ilgimi çekti, kafayı uzatıp kitabın adına baktım: "Geber Anne" idi. Kitabın okuru ne kadar içine aldığının nişanesi. Sana tavsiye edeceğim bir Sezgin Kaymaz kitabı "Sandık Odası". Bu diğerlerinden farklı bir öykü kitabı, fantastik ögeler yok bunda ve hayattan alınma çok güzel öyküler var. Okumadıysan seveceksin.
Sevgiler yolluyorum sana olgun bir kitap kurdundan:))

Meral dedi ki...

Lucky benim favorim.

umut dedi ki...

geber anne'yi okuduktan yıllar sonra kitaplığımda bulan annem okumuş geçenlerde ve çok beğenmiş ama ben hala kitabı ilk eline aldığındaki hissiyatını merak ederim :S
sormaya da tırsıyorum açıkçası :)