Cuma, Kasım 28, 2008


ANATOMY of a MURDER / BİR CİNAYETİN ANATOMİSİ

Başrolünde James Stewart'ın oynadığı 1959, ABD yapımı bir Otto Preminger filmi.

Bir tecavüz iddiası ve işlenen bir cinayet... Cinayeti işleyen de mağdurun kocası. Peki böyle bir durum cinayet için hafifletici bir sebep mi, nasıl bir ruh hali bu cinayeti işlettirir? İşte bunu sorgulayan ve esasında Amerikan yargı sistemini eleştiren, hikayesi gerçek hayattan alınan bir mahkeme filmi.

Film benim sevdiğim nitelikleri barındırsa da -mahkeme filmi, J.Stewart, klasik- yine de benim favori mahkeme filmim, bu filmin dönemdaşı 12 Angry Man.


-açıklayıcıdır bilginize-

Laura Manion adında bir kadın, kocası Frederick Manion'ı savunması için eski savci, yeni avukat Paul Biegler (J.Stewart)'ı tutar. Laura, bar çıkışı arabasına bindiği adamın tecavüzüne uğramış ve kocası F. Manion da tecavüzcüyü etraftaki tanıklara aldırmadan öldürmüştür.

Biegler'in görevi ise F. Manion'ın cinayeti işlediği sırada "geçici delilik" denen durumda olduğunu mahkeme ve jüriye kabul ettirmektir.
Biegler, davayı alır. Davada kendisine yardım eden bir avukat arkadaşı daha vardır. Biegler'in karşısında Claude Dancer adlı çetin bir savcı vardır. Savcı ve Biegler kozlarını paylaşırlar ve mahkeme onların düellosuna dönüşür.


Savcılık makamı tecavüzün gerçekleştiğini yeterli delil olmadığı için inkar etmektedir. Ortada kayıp bir iç çamaşır mevzusu dolanmaktadır. Kayıp çamaşır bulunur ve mahkemede delil olarak gösterilir. Bu arada Laura Manion'ın mağdurdan ziyade gayet rahat tavırları Biegler'in gözünden kaçmaz ama savcı karşısında yenik düşmemek ve para kazanmak için kazanması zor görünen davayı üstlenmeye devam eder.

F. Manion subaydır ve askeri doktora gösterilir, cinayeti işlediği sırada nasıl bir ruh halinde olduğunu ispatlamak için. Tanıkların ifadesine göre sanık F. Manion, adamı öldürmek üzere geldiği barda gayet soğukkanlı bir şekilde cinayeti işlemiştir. Benzer bir davada "geçici delilik" kararıyla beraat verilmiş olması Biegler'in izleyeceği yolu çizer ve Biegler, F.Manion'ın aynı sebeple cinayeti işlediğini jüriye kabul ettirir.
F.Manion serbest kalır.

Biegler yeni ortağıyla birlikte F.Manion'ın yaşadığı yere gider ama F.Manion çoktan gitmiştir ve Biegler'e verilmesi için bir not bırakmıştır:
"... dayanılmaz bir itki beni pençesine alıverdi..." !!!

.......................................................

bir Otto Preminger filmi
1959, ABD yapımı

siyah- beyaz

Türkçe altyazılı

160 dk.

suç, dram, gizem

IMDb puanı 8.1/10. Top 250'de 217. sırada.

Çarşamba, Kasım 26, 2008

Bir kitap okuyorum şimdi. Öylesine keşfettiğim bir kitap. Ne yazarını daha önceden duymuştum ne de yayınlandığı 2007 yılında kitaptan haberim oldu. Bahsettiğim kitap Akis Kitap'tan çıkan Mor Ölüm, yazarı Mutlu Haspolat. Mor Ölüm, fantastik bir roman. Kitabı yenüz yarılamadım bile -ki sayfa sayısı 480- ama bambaşka bir kitap olduğunu söyleyebilirim.
Fantastik bir roman Mor Ölüm. Orkun Uçar'dan sonra iyi gelen bir kitap.
Fantastik roman seviyorsanız bu iki yazarı listeye ekleyin derim.

Hele bir kitabı okumayı bitereyim, uzun bir yorum yazacağım.

iyi okumalar, iyi seyirler hepinize....


Cumartesi, Kasım 22, 2008


PERSEPOLIS

Senaristliğini ve yönetmenliğini Marjane Satrapi'nin yaptığı 2007, Fransa yapımı siyah-beyaz animasyon film.

70'li yılların İran'ında sekiz yaşındaki kız çocuğu Marjane ve ailesinin gözünden Molla Devrimi'ne, ardından Yeni İslam Cumhuriyeti'ne ve düzene karşı çıkan devrimcilere, kendi deyişleriyle komünistlere, eylemlere, yasaklara tanıklık ediyoruz siyah-beyaz kareler eşliğinde.

-açıklayıcıdır bilginize-
Marjane, sol görüşlü bir ailenin tek çocuğudur. Kültürlü ve ülkenin gidişatı üzerinde oldukça kafa yoran bir ailenin çocuğu olarak küçük yaşında siyasi fikirlerin içinde bulur kendini. Ve dünyayı daha yaşanılır hale getirmek için bir dileği bile vardır: Peygamber olmak. Küçük Marjane Allah'la sürekli pazarlık halindedir. Şah'ın katı rejimi sona erer ama yeni dönem başka zorlukları beraberinde getirir. Eskisinden kötü günler ülkeyi beklemektedir. Sokaklarda kılık kıyafetleri, hal ve hareketleri kontrol eden devrim muhafızları kol gezmektedir.


Asi küçük kahramanımız Marjane içinse bu durum katlanılmaz bir hal alır. Çarşaf zorunluluğu vardır ve giyer çarşafını altında adidas ayakkabılarıyla.


Ne var ki amcası da dedesi gibi komünist olduğu için hapiste ölünce, ailesi Marjane'ı ülkeden göndermeyi karar verir.








Ve Avusturya Marjane'in yeni ülkesi olur.

Yepyeni bir hayata başlar ama sindirimi zor bir hayattır. Okul, sürekli değiştirilen evler, marjinal arkadaş grupları, aldatan sevgililer...

Ama aklı hep ülkesindedir ve bir gün döner ülkesine genç bir kadın olarak. Üniversiteye gider ve yeniden aşık olur. Evlenmeye karar verir. Evlenir ama kısa sürer evliliği.




Tekrar Avrupa'dadır...




..............................................................

Marjane'nin büyükannesiyle ilişkisi filmin en naif yanı.
Politik bir film, tarafsız da değil üstelik ama etkileyici.

Marjan Satrapi'nin çizgi romanından ( otobiyografik) uyarlanan film, 2007 Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü almış.

Marjan Satrapi & Vincent Parannoud filmi
2007, Fransa
animasyon, dram, komedi, savaş
Fransızca / Türkçe dublaj
siyah-beyaz
95 dk.


IMDb puanı 8.1/10.

Marjane Satrapi (bir Türk ünlüye benziyor, değil mi?)









Cuma, Kasım 21, 2008


GAKE NO UE NO PONYO ( KÜÇÜK DENİZKIZI PONYO)

Stüdyo Ghibli'den 2008 yapımı, Japonya'da rekorlar kırmış bir Miyazaki animesi.

Klasik insan olma çabasındaki denizkızı masalına benzese de içerdiği fantastik öğelerin fazlalığıyla benzerliği aşmış bir anime.

Hikayesi kısaca şöyle:
-açıklayıcıdır bilginize-

Denize yakın bir uçurum kenarında annesi ve denizci babasıyla yaşayan 5 yaşındaki Sesuko, deniz kıyısında bir kavanoz bulur. Kavanozun içinde kırmızı elbise giymiş gibi görünen bir balık vardır. Sesuko balığı alır, evine götürür ve onu bir su kabına koyar. Ona "Ponyo" adını verir. Ponyo, Sesuko'nun kanayan parmağını yalar ve insan olma süreci başlar.

Ponyo, Sesuko'yla birliktedir ama onun denizden ayrılmasından hiç de memnun olmayan bir de babası vardır, deniz altındaki kendi oluşturduğu dünyasında yaşayan. Küçük Japon balığı Ponyo'nun kardeşleri de vardır ama Ponyo, bir denizanası sayesinde suyun üzerine çıkmayı başarmış ve Sesuko'nun onu bulmasıyla karaya çıkmıştır. Ponyo'nun denizden ayrılmasıyla doğanın dengesi bozulur ve felaketler başlar.
Bu arada Ponyo, Sesuko'dan ayrılmak zorunda kalır ama fırtına çıktığında annesiyle birlikte arabalarıyla evlerine gitmeye çalışan Sesuko, dalgaların üzerinde yürüyen kırmızı elbiseli bir kız çocuğu görür. Bu kız çocuğu küçük Japon balığı Ponyo'dur. Ponyo'yu alırlar ve tekrar evlerine götürürler. Annesi fırtınada bakımevine gider. Sesuko ve Ponyo ise evdedirler.




Fırtına diner ve Sesuko ve Ponyo oyuncak gemiye binerek anneyi aramaya giderler.
Sesuko'nun annesi ve bakımevindeki yaşlılar da deniz altındaki dünyayla tanışırlar ve Ponyo'nun peri olan annesiyle.
Nihayetinde Ponyo dileğine kavuşur....





.....................................

Tüm çizimler el çizimiymiş. Belki de o yüzden filmin sıcak bir atmosferi var.
Keyifli bir anime ama "mutlaka" filmi değil fikrimce.

bir Hayao Miyazaki animesi
2008, Japonya yapımı
Türkçe altyazılı
100 dk.
anime, aile, macera

IMDb puanı 8.3/10.

işte o sevimli Japon: Hayao Miyazaki....

Perşembe, Kasım 20, 2008


KIZIL VAİZ / DERZULYA HAİN ÜÇLEMESİ I

Orkun Uçar

Komşu kitaplıktan uzun süre önce alınıp okunan ama yorumlanması ertelenen bir kitap oldu Kızıl Vaiz. Ertelenme sebebiyse malum, sinema yorumlarım. Uzun ara verdiğim kitap yorumlarıma bu kitapla başlangıç yapalım bakalım.

Öncelikle kitabın yazarından bahsedeyim. Gerçi bilenler bilir, çünkü yazar bir ara çok satanlar listesinde ilk sırada yer alan kitapların yazarı. Metal Fırtına, Asi ve Zifir gibi. Bu üç kitabı okumadım, okur muyum onu da bilmiyorum ama Kızıl Vaiz, arka kapağında yazanlarla dikkatimi çekti ve başladık okumaya.

Yazar "Derzulya" adlı on iki kitaptan oluşacak serinin "Hain Üçlemesi"nin ilk kitabı olarak okura sunmuş kitabını. Yazarın, internet üzerinde kurduğu Xasiork Ölümsüz Öyküler Kulübü adlı bir de adresi var.
Bu kitap da aynı adlı yayınevinden çıkmış ilk baskı. Kitabın diğer baskısı Altın Kitaplar'dan.

Nasıl bir kitap Kızıl Vaiz? Öncelikle bu türde okuduğum ilk kitap. Epik fantezi tarzında yazılmış bir roman. Kitabın henüz ilk sayfalarındayken "Ölü Ozanlar Derneği" çağrışımı kafamda döndü durdu ama aslında pek benzerlik yok.

Kitabın konusuna gelince: Kitap, Beyoğlu'nun arka sokaklarında gizemli bir öykü kulübüne üye olmak isteyen genç bir yazarın başından geçenleri anlatıyor.

Kahramanımız Atilla, Beyoğlu'nda dolaşırken bir süre önce ortadan kaybolan ve intihar ettiği söylentisi yayılan arkadaşı Gökhan'a rastlar. Seslenir ama arkadaşına sesini duyuramaz ve arkadaşının peşinden gider. Arkadaşı, daha önce hiç görmediği ve varlığından haberi olmadığı bir yapıya girer, peşinden Atilla da girer. Yapının kapısındaki "Xasiork-Ölümsüz Öykü Kulübü / Yalnız Gören Gözler Girebilir!" yazısı merakını daha da artırır. İçeri girer ve bir toplantı yapılacağından haberdar olur. Atilla daha kendisine ikram edilenleri bitirmemişken odaya bir ihtiyar adam ve arkasında arkadaşı Gökhan girer. Arkadaşı Atilla'yı görünce şaşırır ama kulüpten çıktıktan sonra konuşacaklarını ve Atilla'dan sadece anlatılacakları dinlemesini ister.

Ve başlar odadaki öykü grubundan Yakup, kendi yazdığı "Depo" adlı hikayesini anlatmaya. Ardından bir başka üye "Yengeç" adlı öyküsünü anlatır. Öykülerin bitiminde herkes görüşlerini bildirir. Atilla da kendi görüşünü söyler ve oradakilere kendini farkettirir. Kulübün başkanı ihtiyar adam yani Bay Sinbad, Atilla'ya kulübe katılmak isteyip istemediğini sorar. Atilla üye olmaya çok isteklidir ama öykü kulübünün bir şartı vardır: Herkesin beğeneceği bir öykü yazmak...

Kulüpten çıkarlar ve ertesi gün iki arkadaş bir barda buluştuklarında Gökhan kulübe nasıl üye olduğunu ve üye olmasını sağlayan "Buzlar Kraliçesi" öyküsünü anlatır. Ardından iki arkadaş, Gökhan'ın evine giderler ve Atilla kendi yazdığı öyküsü "Cevayir"i anlatır arkadaşına. Gökhan ise Atilla'ya kulübe üye olabilmesi için daha iyi bir öyküye ihtiyacı olduğunu söyler. Atilla bir diğer öyküsü "Uçurum Halkı"nı anlatır, ardından "Tekboynuz"u...

İki arkadaş Bay Sinbad'ın yemek davetine giderler ve Atilla burada kulüple ilgili önemli şeyler öğrenir: Kulübün istemediğine varlığını belli etmediğini mesela...
Bay Sinbad'ın eşi Yasemin Hanım da öyküsünü anlatır " Erdemli Yürüyüşçü Ois". Yemekler yenir ve Atilla "Bir Robot Masalı" öyküsünü anlatır.
Öykü sonunda Bay Sinbad, kulübe üye olmanın gerektirdiği sorumluluklardan bahseder. Gizemli bir yolculuk da bunlardan biridir. Atilla'nın onayından sonra dört kişilik grup ( Atilla, Gökhan, Bay Sinbad ve eşi) merdivenlerden çıkarlar ve bambaşka bir boyuta geçerler. Geldikleri bu bambaşka dünya Bay Sinbad'ın tarifiyle "bütün dünyaların merkezi Derzulya"dır. Dörtlünün kıyafetleri de değişmiş, Arap kıyafetlerine dönüşmüştür.

Atilla görevini öğrenir: İyiliğin ve kötülüğün devamlı savaş halinde olduğu Derzulya'da dengeyi sağlamak.Kötülük güçlerinin başı Kızıl Vaiz'e karşı savaşacaktır. Ama önce kulüp üyelerinin beğeneceği bir öykü anlatmalıdır. Dörtlü grup, Kızıl Vaiz'in büyülü oyunlarına yakalanırlar ama dünyaya dönüş yapabilirler. Lakin Atilla, dünyaya döndüğünde Derzulya'yı unutmuştur.

Atilla, davet dönüşü evine giderken tinerci çocukların saldırısına uğrar ama zarar görmez. Saldırıda bir tuhaflık olduğunun farkındadır ama nedenini bulamaz.
Atilla, bir televizyon kanalında çalışan arkadaşına filme çekilmesini umduğu "Ruh Yutucu" hikayesini okur. Bu arada bir gece rüyasında Kızıl Vaiz'i görür. Kızıl Vaiz'in şiddetli öfkesiyle karşı karşıyadır. Uyanır ve kendi kendine "Kauçuk Bebek" hikayesini okur.

Sonraki buluşmalarında kulüp için yazdığı "Ölünün Yamyamlığı" adlı öyküsünü okur arkadaşı Gökhan'a. Arkadaşı öyküyü pek beğenmez ama birlikte kulübe giderler yine. Yemekten sonra bir başka üye "İlmik", bir diğeri "Tabu", bir başkası da "Sonsuza Anıt" öykülerini anlatır.
Sıra Atilla'ya gelir ve o da "Zorunlu Aydınlık Çağı" öyküsünü anlatmaya başlar...

Kulübe üye olabildi mi, onun cevabı da sanırım, serinin ikinci kitabı henüz yazılmamış olan "Cellat" da karşımıza çıkacak. Üçlemenin son kitabı da "Aşk" olacakmış.

Ölümsüz Öyküler Kulübü'nde anlatılan tüm öyküler başarılı ama benim favori öykülerim: Birincilik ödülü de olan, dedesinden kalan mirası alabilmesi yine dedesinden kalan bir depoyu işletmesine bağlı olan bir adamın yaşadığı tuhaf olayları anlatan "Depo",
Fantastik bir kader hikayesini anlatan "Ruh Yutucu" -sanırım en çok bu öyküden etkilendim-, "İlmik", "Uçurum Halkı", "Tabu" ve "Sonsuza Anıt"...

Benim için yeni bir yazar, yeni bir kitap ama serinin henüz yazılmamış ikinci kitabını da şimdiden merakla bekliyorum.
Fantastik kurguyu kısmen seviyorum ama bir Türk yazarın hayal gücünün bu kadar geniş olması da hoşuma gitti doğrusu.
Bu kitap, başarılı bir yönetmenin elinde harika bir filme dönüşebilir fikrimce.


Xasiork Kitapları (Altın Kitaplar'da yeni basım/ 2007), basım yılı 2002, 207 syf.

Çarşamba, Kasım 19, 2008

izledim:

Başrolünde Clint Eastwood'un oynadığı 1971, ABD yapımı Dirty Harry / Kirli Harry

Kim Ki-Duk'un yönettiği 2003, Kore yapımı Spring, Summer, Fall,Winter... and Spring

Başrollerinde Uma Thurman, Sam Shepard ve Colin Firth'ün oynadığı 2008, İngiltere-ABD yapımı The Accidental Husband ( keyifli bir film, tavsiye ederim)

Başrolünde Kiefer Sutherland'in oynadığı 2008, ABD-Romanya yapımı The Mirrors /Aynalar (korku-gerilim sevenlere tavsiye olunur)
...

Cuma, Kasım 14, 2008

Perşembe, Kasım 13, 2008


THE ELEPHANT MAN / FİL ADAM


Film, Joseph Carey Merrick isimli İngiliz vatandaşının 1862-1890 yılları arasındaki kısa ve acı dolu yaşamını anlatmakta.

Gerçek hayattan kitaba, kitaptan da sinemaya uyarlanan filmin başrollerinde
"Fil Adam" rolüyle John Hurt ve "Doktor Frederick Treves" rolüyle Anthony Hopkins var.
1980, ABD- İngiltere ortak yapımı filmin yönetmeni ise David Lynch.

Her sinemaseverin muhakkak izlemesi ve film arşivlerinde yer vermesi gerektiğini düşündüğüm filmin konusuna gelince:

-açıklayıcıdır bilginize-

Doktor Frederick Treves, 1880'lerin Londrası'ndaki bir gezici sirkte fil adam lakaplı, çirkin ve son derece anormal bir görüntüsü olan John Merrick'ten haberdar olur ama onu göremez. Merakını yenemeyen doktor fil adamın sahibi olduğunu söyleyen adamı bulur ve ona fil adamı görmek istediğini söyler. Adam, para karşılığında fil adamı gösterir doktora ve hikayesini anlatır:
"Fil Adam" John Merrick, annesi ona hamileyken Afrika'da bir fil tarafından çiğnenmiş ve anormal bir anatomiyle doğmuştur. Doktor, gördüğü şey karşısında korku, şaşkınlık ve acıma duyguları arasında kalır ve bir damla yaş düşer gözünden.
Doktor, adama "Fil Adam"ı çalıştığı hastaneye getirmesini söyler.

Ve "Fil Adam" hastaneye getirilir kafasına sadece tek gözünün açık kaldığı bir maske geçirilmiş olarak. Doktor, onunla konuşmaya çalışır ama John Merrick sadece hırıltılı ses çıkarabilmektedir. Doktor, "Fil Adam"ı toplantıda diğer doktorlara da gösterir ve sonra onu sahibi Bytes'ın yanına gönderir. Bytes, geç kaldığı bahanesiyle ona işkence eder. Doktor John Merrick'i tekrar gördüğünde işkence gördüğünü anlar ve onu hastaneye götürür. Ona bir oda verir.

Hastanenin başhekimi durumu öğrenir. İyileşmesi olanaksız hastaların yerinin hastane olmadığını söyler. Hastane çalışanları da izolasyon odasındaki John Merrick'in varlığından hoşnut değillerdir.Hastane başhekimi doktora J.Merrick'i görmek istediğini söyler. Doktor, J.Merrick'e başhekim geldiğinde cevaplayabilmesi için birkaç cümle ezberletir. Başhekim gelir, J.Merrick ezberlediği cümleler dışında bir şey söyleyemeyince başhekim onun konuşabildiğini ama anlamadığını düşünür. Ve doktorla odadan çıkarlar ama odadan gelen ses üzerine odaya tekrar girdiklerinde J.Merrick'in doktorun ezberletmediği bir pasajı okuduğunu görürler. J.Merrick okuma-yazma bildiğini ama konuşmaktan korktuğunu söyler onlara.Bu arada J.Merrick gazetelerde yer almaya başlamıştır.

Hastane bekçisi bir gece J.Merrick'in odasına gelir ve ona, onu görmek isteyen arkadaşları olduğunu söyler. Ve gazete haberinden sonra devamı da gelecek olan ziyaretler başlar. Ama bu ziyaretlerden kimsenin haberi olmaz.

Doktor, John Merrick'i eşiyle tanışması için evine davet eder. J.Merrick tanışmadan sonra ağlamaya başlar. Doktor, ağlamasının nedenini sorduğunda ona şöyle der:
"Sadece...alışık değilim...güzel bir bayan tarafından iyi davranılmaya..."

Hastanedeki odasına döndüğünde bir ziyaretçisi vardır. Gazetedeki haberden sonra tiyatro oyuncusu Bayan Kendal, J.Merrick'le tanışmaya gelmiştir. Ona bir fotoğrafını verir ve yanında okuması için kitap getirmiştir. J.Merrick, "Romeo ve Jülyet"i okumaya başlar ve Bayan Kendal da ona eşlik eder. Ardından yanağından öper onu ve şöyle der: "Siz gerçekten bir Fil Adam değilsiniz. Siz Romeo'sunuz..."
Bir damla gözyaşı düşer John Merrick'in yanağına...

Bayan Kendal'ın ziyareti gazetede yer alınca ardından burjuva da John Merrick'i ziyarete gider. Merak ve gösteriş duygusuyla yapılsa da bu ziyaretler,John Merrick çok mutludur. Başhemşire ise bu ziyaretlerin gerçek nedeninin farkındadır ve bunu doktora da söyler.

Doktor evine döndüğünde kendisiyle büyük bir hesaplaşma içine girer. Ve karısına John Merrick'i sirkte çalıştıran Bytes'la kendisi arasında benzerlik olduğunu söyler ve "Bu sefer lunapark yerine hastanede..." der.

Hastane yönetim kurulu toplanır ve John Merrick'in durumu hakkında fikir birliği sağlamaya çalışırlar. Bir doktor dışında diğerleri J.Merrick'in hastanede kalmasında hemfikirdirler. Toplantı sırasında kraliyet ailesinden prenses gelir ve kraliçenin mesajını iletir. Kraliçe hastane yönetim kuruluna John Merrick'e sahip çıktıkları için teşekkür etmektedir. Ve yönetim kurulu J.Merrick'in ömür boyu hastanedeki odasında kalmasına ve masraflarının hastane tarafından karşılanmasına karar verir.

Gece olunca bekçi yine ziyaretçileri getirir. Ziyaretçilerin arasında Bytes da vardır. Sabah olduğunda doktor J.Merrick'in odasına gelir ama onu bulamaz.
Bytes, J.Merrick'i kaçırmıştır.

Doktor, gece hastanede olanları öğrenir, bekçi kovulur ama John bulunamaz.
Bytes, John Merrick'le birlikte Fransa'ya kaçmıştır. Fil Adam'ı sirklerde göstermeye devam eder. Ama J.Merrick, artık yorgun düşmüştür ve Bytes onu cezalandırmak için maymunlarla birlikte kafese kapatır. Ona acıyan diğer sirk göstericileri kafesten çıkmasına ve ülkeden kaçmasına yardım ederler. Onu Londra'ya giden bir gemiye bindirirler. John Merrick artık yalnızdır. Gemiden inince tren istasyonuna gider maskesi başında olarak. İnsanlar peşine takılır, maskesini çıkarırlar ve istasyonun bir köşesinde onu sıkıştırırlar. Ve bağırır John Merrick onlara:
"Ben bir fil değilim... Ben bir hayvan değilim... Ben bir insanım...İnsanım..."

İstasyona gelen polis onu alır ve hastaneye geri götürür. Doktor hiç çekinmeden sarılır ona. Bayan Kendal, gösterisine John Merrick ve doktoru davet eder. Perde kapandığında gösteriyi özel konuğu J.Merrick'e adadıklarını söyler. Ve ona "sevgili arkadaşım" diye hitap eder. Salonda büyük bir alkış kopar.

Gece olduğunda yatmak üzere yatağına gider J.Merrick ama bu sefer duvardaki resimde olduğu gibi yatağında uzanarak uyumak ister. Vücudunun anormalliği yüzünden yatağında oturarak uyumuştur o geceye dek. Ve o gece bütün yastıkları kaldırır yatağından ve uzanır yatağına...

......................................................................

İki başrol oyuncusunun da mükemmel performans sergilediği yürek burkan bir film.
Gözyaşlarınızı tutamayacağınız sahneler bol.
Hikayenin gerçek oluşu (kısmen) filmi daha da etkili yapıyor.

izleyin...


bir David Lynch filmi

1980, ABD-İngiltere yapımı

biyografi, dram, tarih

siyah-beyaz

Türkçe altyazılı

124 dk.

IMDb puanı 8.4/10. Top 250'de 84. sırada.

Çarşamba, Kasım 12, 2008

SOMEWHERE IN TIME / ZAMANIN BİR YERİNDE

Richard Matheson'ın "Bid Time Return" adlı romanından sinemaya uyarlanan 1980, ABD yapımı bir Jeannot Szwarc filmi.

Başrolünde Supermen'den tanıdığımız Christopher Reeve'in olduğu filmde kadın oyuncu Jane Seymour da güzelliğiyle göz kamaştırıyor.

Gelelim zamanda yolculuğu anlatan bu harika romantik, fantastik filmin konusuna:


-açıklayıcıdır bilginize-

Üniversite öğrencisi Richard Collier, 1972 yılında Grand Hotel'de, yazdığı ilk oyununun gala gecesinde tuhaf bir olay yaşar: Yaşlı ve tanımadığı bir bayan kalabalığın arasından sıyrılır ve Richard'ın avcuna bir cep saati bırakır. Sadece "Bana geri dön" der ve gider.

Aradan tam sekiz yıl geçer ve artık ünlü bir oyun yazarı olan Richard Collier bir gün Grand Hotel'e tekrar gider. Otelin tarih salonunda gördüğü bir portreden çok etkilenir ve portrenin kime ait olduğunu öğrenmeye karar verir. Otel görevlisi Arthur'dan portrenin seneler önce çok ünlü bir tiyatro oyuncusu olan Elise Mckenna'ya ait olduğunu öğrenir. Elisa McKenna'nın 1912 yılında otel tiyatrosunda oynadığı oyunla yıldızının parladığını da.



Richard, portredeki kadına aşık olmuştur. Otelden ayrılmaktan vazgeçer ve kütüphanede kadın hakkında bir araştırma yapar. Ama tiyatro dergilerini araştırırken gördüğü bir fotoğraf onu şaşkına çevirir. Elisa McKenna'nın yaşlı bir fotoğrafı vardır dergide, fotoğraftaki yaşlı kadınsa sekiz yıl önce aynı otelde eline cep saati bırakarak "Bana geri dön" diyen kadının kendisidir.

Yaşlı kadının evini bulur ama kadının sekiz yıl önce saati ona verdikten sonra öldüğünü öğrenir.Kadının yardımcısından onun hakkında öğrendikleri arasında en önemlisi Elisa'nın 1912'de Grand Hotel'deki oyunundan sonra çok değiştiği, içine kapandığı ve mutsuz olduğudur. Elisa'nın evindeki bir kitap dikkatini çeker. Kitabın adı "Zamanda Yolculuk"tur ve Elisa'nın kitabı sürekli okuduğunu öğrenir. Kitabın yazarı Richard'ın üniversitedeki felsefe öğretmenidir. Richard öğretmenini bulur ve ondan zamanda yolculuğun mümkün olup olmadığını öğrenmek ister.

Felsefe öğretmeni ona, bunu bir kez denediğini söyleyince Richard da denemeye karar verir.Her şeyi hazırlar; o yıllara ait kıyafet, para... Görüntüsünü değiştirdikten sonra sıra beynini hazırlamaya gelmiştir. Sesini kasede çeker ve kendi kendine telkinlerini defalarca dinler. Ama işe yaramaz ta ki otelin tavan arasında 1912 yılına ait defteri bulana kadar. Elisa McKenna'dan bir gün sonra kendisinin de otele kayıt yaptırdığını görür. Ve tekrar telkine başlar. Uyur ve uyandığındaysa zamanda geriye dönmüştür.

Otelde Elisa'yı bulur, onunla konuşmak için çok uğraşsa da sonunda Elisa'yı menajerin elinden kaçırır. Artık iki sevgilidirler. Elisa oyununu sergiler. Ama oyun sonrası Richard'ı bulamaz. Richard, Elisa'nın menajerinin oyununa gelir. Menajer, Elisa'ya Richard'ın otelden ayrıldığını söyler. Elisa ve menajeri de otelden ayrılırlar. Richard, bağlarından kurtulur kurtulmaz otele döner ama Elisa'nın otelden ayrıldığını öğrenir. Tam her şeyin bittiğini düşünürken Elisa otele geri döner.

Otelde geçirdikleri gecenin sabahında, Richard cebinde kalan parayı görür. Ama para 1912'ye ait değildir...

En başa döner Richard... Tekrar tekrar dener ama Elisa'yı göremez bir daha...
Belki de görür zamanın bir yerinde...

..................................................

Tek kelimeyle mükemmel bir film.
Romantik filmlerden hoşlananlar kaçırmasın derim.

Her sahnesi etkileyici ama özellikle filmin son on dakikasında gözyaşlarınızı tutamayabilirsiniz.

Daha ne demeli, izleyin...

bir Jeannot Szwarc filmi
1980, ABD yapımı

romantik, fantastik

Türkçe altyazılı

103 dk.

IMDb puanı 7.0/10.
ARSENIC AND OLD LACE

Başrolünde Cary Grant'ın oynadığı, 1944, ABD yapımı bir Frank Capra filmi.

Gelelim çok keyif alarak izlediğim bu komedi filminin konusuna:
-açıklayıcıdır bilginize-
Başarılı bir tiyatro eleştirmeni ve yazar olan Mortimer Brewster, rahip komşusunun kızıyla evlenmek için gün almaya gittiği dairede meraklı gazeteciler tarafından farkedilir. Mortimer'ın evlenecek olması önemli bir haberdir çünkü Mortimer "Bekarların İncili" adında evliliği kötüleyen bir kitabın da yazarıdır. Mortimer görülmesi üzerine evlenmekten vazgeçer ama çok kısa sürer bu düşüncesi ve evlenirler.

Brewster çifti balayına çıkmadan önce Mortimer'ın yaşlı halalarını ziyaret ederler. Mortimer, iki halasına mutlu haberi vermek için eve girer. Halaları kutlama yapmak için çoktan hazırlanmışlardır. Bayan Brewster ise halaların da komşusu olan babasının evindedir. Brewster yakmak için yazı notlarını ararken açtığı sandıkta bir cesetle karşılaşır. Brewster, sandıktaki adamı halalarıyla aynı evde yaşayan, kendini Başkan zanneden dayısı Teddy'nin öldürdüğünü düşünür ve halalarına cesedi göstermeden Teddy'i akıl hastanesine yollamayı düşünür. Ama gerçekleri öğrendiğinde işler daha da karışır.

Halaları kiralık oda bahanesiyle evlerine gelen mutsuz ve yaşlı insanları, rahata erdirmek için şaraba kattıkları arsenikle öldüren iki kişilik bir çetedir. Ve sandıktaki de ilk cinayetleri değildir. Evin bodrumunda Teddy'e Panama Kanalı diye kazdırdıkları çukurlarda başka cesetler de vardır. Mortimer, öğrendiklerinden sonra Teddy'i akıl hastanesine göndermeye kararlıdır ve gerekli izinleri alabilmek için telefon görüşmeleri yaptığı sırada halaları kiralık oda arayan bir adamı içeri alırlar ve ona da şarap ikram ederler. Mortimer, son anda adamın şarabı içmesini engeller ve onu evden gönderir.

Mortimer, yine Teddy'i yatırmak için gerekli işler peşinde koşarken halalarının evine gizlice iki adam girer. Gelen adamlardan biri, Mortimer'in yıllardır görmediği ve hapiste olduğunu düşündüğü, acımasız kardeşi Jonathan'dır, diğer adam ise doktor Einstein adında hapishane kaçkını biridir ( Dr. Einstein rolünde Peter Lorre ). Halaları Jonathan'ı önce tanıyamaz çünkü yüzü doktor arkadaşının ameliyatları sonucu korkunç bir hale dönmüştür.

Jonathan, arkadaşıyla birlikte saklanmak için halalarının evinde kalmaya kararlıdır, halaları hiç istemese de. Jonathan ve doktorun beraberinde getirdiği bir de ceset vardır ve cesedi gömmek için de Teddy'nin kazdığı Panama Kanalı tam aradıkları yerdir. Gece olunca Teddy, onlardan önce davranır ve sandıktaki cesedi bodruma gömer. Bu arada Jonathan ve doktor kendi getirdikleri cesedi Teddy'nin boşalttığı sandığa saklarlar. Mortimer'ın balayına gitmek için bekleyen karısı da onu bulmak için halalarının evine gelir. İçeri girdiğinde Jonathan'la karşılaşır.

Mortimer eve gelir ama kardeşini tanımaz o da. Tanıdığındaysa evden gitmesini söyler ama Jonathan'ın gitmeye niyeti yoktur. Mortimer yalnız kaldığında sandığı tekrar açar ve içinde yeni bir ceset görür. Halaların yeni bir cinayet işlediğini düşünür ama sandıktaki yeni cesedi oraya Jonathan'ın koyduğunu anlaması uzun sürmez. Mortimer, kardeşini evden göndermek için iyi bir
şantaj konusu bulmuştur ama Jonathan da bodrumdaki cesedi görmüştür. Halaları Jonathan'a ceset için yer kalmadığını ve bodrumda on iki cesedin olduğunu söylerler.
Bu arada Jonathan'ın arkadaşı doktor da halaların Jonathan'dan daha iyi iş çıkardıklarını söyler. Çünkü Jonathan, halalarından bir ceset geridedir. Jonathan'ın bir cesede daha ihtiyacı vardır ve bunun için de en uygun kişi nefret ettiği kardeşi Mortimer'dır ona göre.

Doktor, Mortimer'ı Jonathan'ın planı karşısında uyarır ama Mortimer onu dinlemez ve ona cinayet oyunlarından sahneler anlatmaya başlar. Jonathan da onları dinlemektedir ve Mortimer'ın söylediklerini uygular. Onu bağlarlar ama beklemedikleir bir şey olur. Kapı çalar ve yazdığı oyunu Mortimer'a göstermek isteyen polis memuru girer içeri. Mortimer'ı ağzı, eli bağlanmış görür ama polise, bir oyunu canlandırdıklarını söylerler. Memur, yazdığı oyunu Mortimer'a anlatmaya başlar. Jonathan memuru öldürecekken doktor ona engel olur ve onu bayıltır. Bu arada Teddy çaldığı borazanla komşuları rahatsız etmiş,şikayet üzerine polisler de eve gelmiştir ve de devriye gezen polisin geri gelmemesi üzerine.

Ve küçük bir yanlış anlama yüzünden Jonathan kendini ele verir. Ama Mortimer'dan intikam almaya kararlıdır ve polislere bodrumda on üç ceset gömüldüğünü söyler. Polisler bodruma bakmazlar bile. Doktor da paçayı kurtarır. Mortimer halalarını ve Teddy'i Mutluluklar Vadisi'ne gönderecektir ve son anda bir şey öğrenir. O gerçek bir "Brewster" değildir. Bundan daha güzel ne olabilir!...

.........................................................

Müthiş keyifli bir filmdi. Cary Grant'ın şekilden şekile girdiği, tüm oyuncuların çok başarılı oynadığı bir komediydi.
Peter Lorre, kendine has mimikleriyle çok uymuştu karaktere.
Teddy'nin borazanıyla merdivenleri "hücuum" diyerek çıkışı...
Tatlı kaçık iki hala ve korku filminden çıkmış gibi yüzüyle kardeş Jonathan, güzelliğiyle Priscilla Lane ( Mortimer'ın eşi), hatta oyun yazarı polis memuru, tüm oyuncularla, genelde tek mekanda geçen olaylarla tiyatro havasını koruyan harika bir F. Capra filmi.

tavsiye ederim, izleyin...

bir Frank Capra filmi

1944, ABD yapımı

komedi, gizem

Türkçe altyazılı

siyah-beyaz

118 dk.


IMDb puanı 8.0/10. Top 250'de 235. sırada.

Salı, Kasım 11, 2008